KKTC’nin ümitsizliği
18 May, 2009 | Kategori: Gündem: Tevfik Uyar | tevfik.uyar@savunmasanayi.netİngiltere’deki CTA Limited adındaki kollektif turizmciler örgütünün imza kampanyası ve talepleriyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne doğrudan uçuş yapılabilmesi yeniden gündeme gelmiş durumda.
Doğrudan uçuş nedir, ne değildir? Ya niçin Rumlar rahatsızlık duymakta, itiraz etmektedir?
Uluslararası çözümü nedir? Merak edenlerle birlikte bu soruların yanıtlarına hep birlikte bakalım.
Zaman zaman gündeme gelen bu ‘ılık’ konunun içeriğini biraz daha açmak gerek; çünkü bu konu yeniden her gündeme geldiğinde heyecanla bu sefer olacakmış gibi bekliyoruz; oysa ICAO’nun Chicago konvansiyonuna doğrudan aykırı olan bu durum pek de mümkün olacak gibi değil.
Konvansiyon engeli
ICAO ülkeleri arasında imzalanan uluslararası bir anlaşma olan Chicago Konvansiyonunun 1. maddesi her devletin kendi hava sahası üzerinde tam ve münhasır egemenliğe sahip olduğunu içermektedir.
Bu madde KKTC‘ye direkt uçuş yapılmasını hukuki olmaktan çıkarmıştır. Böylece batı dünyası tarafından tanınmayan Kıbrıs’taki Türk Devleti, kendisini tanıyan Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağı dışında bir bayrağı taşıyan herhangi bir uçağı 31 yıl boyunca Ercan Havaalanı’nda görememiştir.
Türkiye aktarmalı olmadan doğrudan uçuş yapılması hala ve hala mümkün değildir.
O ülkeye gerçekleştirilecek bir doğrudan uçuşun geçerli olabilmesi ya da yapılabilmesi, yine o ülkenin kendisinde saklı tuttuğu haklara dayanarak o ülkenin iznine tabidir.
Chicago anlaşmasının altında KKTC imzası olmadığından ve KKTC hava sahasını temsilen Rum hükümetinin kalemi o belge üzerine kaydığından, KKTC’ye gerçekleştirilecek doğrudan uçuşlarla Rum Hükümeti de doğrudan ilgilidir.
Rum Hükümeti, Kuzey Kıbrıs’taki havaalanlarını yasadışı giriş ve çıkış noktaları olarak tanımlamaktadır. KKTC’ye üçüncü bir ülkeden uçuş yapılabilmesi ya da havalimanları aracılığıyla ticari mal girişi yapılabilmesi için, uçağın ya da beraberinde taşıdığı malların muhakkak önce Türkiye’ye giriş yapması gerekmektedir.
Yani hukuken KKTC’ye, onu tanımayan üçüncü bir ülkeden doğrudan uçuş yapmak imkansızdır.
Şu ana dek, aralarında İngiltere, Çin, ABD, Kırgızistan ve Almanya’nın da bulunduğu bir çok ülke, zaman zaman bu durumun aşılmasına katkıda bulunacak söylemlerde ve hatta girişimlerde bulunmuş olsalar da, yasalar buna daima engel olmuştur.
Hatta Azerbaycan’ın bir defa uçuş gerçekleştirdiği, ancak arkasından gelen Rum baskısı ve tehdidiyle, önceleri verdiği sözleri de geri aldığını hatırlatmkta ve unutmamakta fayda vardır.
Kartlar iyi oynanamadı
Bu durumun çözülmesi için tek yol KKTC’nin tanınması ya da daha farklı bir statüye sahip olmasıdır. Şu anki konjonktürde KKTC’ye başka hiçbir şekilde uçuş yapılamaz.
Kıbrıs’ın Annan Planı oylamasından sonra uluslararası ilişkilerde “Self-Determinasyon” olarak tanınan bağımsızlık ya da bir derece altı olan özerklik hakkını elde etmesi an meselesiydi, ancak KKTC ve Türkiye bu kartı kesinlikle iyi bir şekilde kullanamamıştır. Hala da kullanamamaktadır. KKTC’nin yeni yönetiminin bu konuda daha öncelikli davranacağı beklenmektedir.
Diğer yandan Kosova’nın bağımsızlaşma sürecinde yapılması gereken hiçbir baskı da yapılmamış ve başta KKTC yönetimi (ve Talat) tarafından son derece pasif ve teslimiyetçi bir politika izlenmiştir.
Şu durumda hem Türkiye’nin, hem de KKTC’nin önemli girişimlerde bulunması gerekiyor. Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi alanında önemli baskılar yapılıyor.
Bence Yukarı Karabağ’daki ihtilafın çözülmesi kadar KKTC’nin tanınması da her ülkeye önemli müzakerelerde şart koşulacak niteliktedir. Özellikle “Hayır”cı güney kesiminin Annan Planı’ndan yediği golün skor tabelasına yazdırılması bu noktada önem teşkil etmektedir.
Esenlikler…






