Başkan Obama’nın yeni füze kalkanı (II)
6 Kas, 2009 | Kategori: ARŞİV // Denizden: Cem Devrim Yaylalı | info@savunmasanayi.netYENİ BALİSTİK FÜZE ÖNLEME PLANININ ARTILARI VE EKSİLERİ
2) Hareket özgürlüğü: Gemi uluslararası sularda bulunacağı için doğrudan Amerikan yasaları geçerli olacaktır. Oysa geminin başka bir ülkenin karasularında olması geminin hareketlerini bu ülkenin kuraları ile sınırlayabilir. Ayrıca Amerikan hükümetinin gemisinin bulunması için konuk ülke ile herhangi bir pazarlık yapmasına gerek olmayacaktır.
3) Görünülürlük: Gemi konuşlu sistemler kamuoyunun gözünün önünde olmayacağı için bu gemiler daha az provokatif ve daha az gündemde olacaklardır.
4) Hareketlilik: Gemi konuşlu sistemler hareketli olacakları için değişen tehdit veya operasyonel ihtiyaçlara göre kendilerini dışarından lojistik yardım almadan mobil olduklarından yeniden konumlandırabilirler.
Yapılan çalışmalar, balistik füze önleme sistemine sahip bir geminin, balistik füzelerin atış bölgelerine ne kadar yakın olursa, balistik füzeyi başarılı olarak kullanma ihtimalinin de o kadar yüksek olacağını ortaya koymuştur.
Japonya ile Kuzey Kore arasındaki Japon Denizi‘nde bulunacak 4 adet AEGIS BDM yeteneğine sahip geminin Japonya’nın tamamını Kuzey Kore’dan gelebilecek balistik füzelere karşı koruyabileceği öngörülmektedir.
2) Kara konuşlu sistemlere göre yüksek maliyet: Denize konuşlu sistemlerin mutlaka denizin aşındırıcı korizyon gibi etkilerine karşı korunmaları gerekmektedir. Ayrıca bu sistemlerin gemide bulunan diğer elektro manyetik sistemlerde enterferansa yol açmaması gerekmektedir. Bu yüzden gemilere konulacak sistemler özel tasarlanmış olmalıdırlar. Genede bu sistemlerin bakımları için kara konuşlu sistemlere göre daha fazla insan gücü ve malzeme ayrılması ihtiyacı vardır ki bu da maliyetleri ve personel faaliyetlerini artırmaktadır.
3) Saldırıya açık olma: Düşman ülkeden ateşlenecek balistik füzeleri vurmak için bu ülkenin karasularına yaklaşacak bir gemi bu ülkeden kendine doğrudan gelecek saldırılara da açık olacaktır. Bu yüzden AEGIS BMD yetenekli geminin korunması için ilave muharip kuvvetlerin kullanılması gerekebilir.
4) Fırtınalar: Sert denizler, gemi personelinin sistemleri etkin kullanmasını etkileyebilir. Veya gemi fırtına yüzünden devriye bölgesinden ayrılmak zorunda kalabilir. Bu durum sistemin etkinliğini azaltacaktır.
YENİ BALİSTİK FÜZE ÖNLEME PLANI VE TÜRKİYE
Başkan Obama’nın yeni balistik füze önelme planının Türkiye’yi de ilgilendiren yönleri bulunmaktadır. Gemilerin bulunacağı denizlerin belirlenmesi özellikle Türkiye’yi doğrudan etkileyecek bir sorundur. Karadeniz, balistik füze önleme yeteneğine sahip bir Amerikan Savaş Gemisi’nin bulunması için oldukça uygun gözükmektedir.
Ancak Montrö Boğazlar Sözleşmesi (1936) Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin bu denizde bulundurabilecekleri savaş gemilerinin miktarını ve bulunma süresini net olarak tarif etmekte ve kısıtlamaktadır.
Mevcut durumda Karadeniz’de balistik füze önleme görevi ile bulunacak bir Amerikan savaş gemisinin her 21 günde bir Boğazlardan geçerek Karadeniz’den çıkıp geri dönmesi ya da yerini başka bir Amerikan gemisine bırakması gerekecektir. Amerika, gemilerinin Karadeniz’e daha rahat girebilmesi ve daha uzun kalabilmesi amacıyla Montrö’nün değişmesi için Türkiye’ye telkinde bulunarak baskı yapabilir.
Yeni planın Türkiye için getirdiği başka bir sorun da planın nasıl uygulanacağı üzerinedir. Türkiye, İran ile sınırı olan tek NATO ülkesidir. Türkiye’nin tamamı İran’ın balistik füzelerinin erişim menzili içindedir. Bu yüzden Karadeniz veya Doğu Akdeniz’de konuşlanacak AEGIS BDM yetenekli gemilerin Türkiye’ye atılacak bir İran füzesini zamanında önleyip etkisiz hale getirip getiremeyeceklerinin analiz edilmesi gerekmektedir.
Bu planın Türkiye’ye bir koruma sağlayıp sağlamadığı, eğer sağlıyorsa bu korumanın seviyesinin iyi anlaşılması gerekmektedir.
SONUÇ
Başkan Obama’nın açıklanan balistik füze önleme planı, Başkan Bush’un planına göre daha gerçekcidir ve teknolojik olarak başarı şansı daha yüksektir. Gemilerde bulunacak sistemlerin Amerika’ya politik, diplomatik ve askeri olarak esneklik, hız ve rahatlık kazandıracacağı açıktır. Ancak planın başarıyla uygulanması için hem teknik, hem de operasyonel olarak çözülmesi gereken ciddi sorunlar bulunmaktadır. Ayrıca yeni planın hem Amerikan hem de müttefik ülke kamuoylarına anlatılması ve “satılması” gerekecektir. Bu “satışın” ciddi bir miktarda politik sermaye gerektireceği aşikardır.
C. Devrim YAYLALI






