Savunma Sanayi.NET Güncel Savunma Sanayii Haberleri Sitesi - Yıl 3 - 04/02/2012

2000′li Yıllarda 2000 Yıllık Türk Kara Kuvvetleri (I) 

12 May, 2009 | Kategori: Savunma ve Strateji: Özge Kılınç | oezge.kilinc@arcor.de

Geçen yazımda İsrail’in meşhur tank modernizasyon projelerini içeren, Magach serisinden Sabra konseptine ve dolayısıyla bu konsepti baz alan Türkiye’nin M-60T tanklarına değineceğimi ima etmiştim.

Ana muharebe tanklarının stratejik ve taktik önemlerini vurgulamak ve en az üç tank modernizasyon ya da tedarik projemizden birini teşkil eden M-60T tanklarının evrimini anlamak açısından bu hususları irdelemek önem arz etmektedir.

Arap-İsrail savaşlarından özellikle son ikisi taktik açıdan incelenerek, bu muharebeler ve sonuçları tank perspektifinden ele alınıp, İsrail’in bu savaşlara paralel olarak tank tecrübesini ve birikimini aktardığı Magach projeleri ve Merkava tankı da incelenecek olursa, M-60T’nin evrimi daha iyi anlaşılabilir.

Ancak bu konuya varıncaya kadar, konuyla bağlantılı olarak ele almamız gereken önemli bir mevzu daha var: Türk Kara Kuvvetleri’nin sorunları ve eksiklikleri.

M-60T’ye geçmeden önce Türk Kara Kuvvetlerimizi ele alarak tank envanteri sorununa geçmek ve oradan 1967 Altı Gün Savaşı’na yolculuk yaparak çok daha ileri ki bir tarihte bu konuya girmenin daha doğru bir yaklaşım olacağı kanısındayım.

Söz konusu bu yazı oldukça uzun ve kapsamlı olacaktır.
Muhtemelen bir defada ekran başında sindirelerek okunması zaman ve sabır gerektirecektir.

Fakat burada, bu makalenin amacı periyodik bir köşe yazısı niteliğinden çok, referans teşkil etmesi, gerektiğinde tekrar okunması, akılda kalan ya da kalmayan bilgilerin pekiştirilmesi ve bir çok hususa yine bir çok açıdan ışık tutması ve kaynak olması veya daha detaylı bilgi ve araştırmalar için ilham yaratmasıdır.

Ayrıca yine bu yazıda dile getirilen düzinelerce silah sisteminin teknik detay ve teorik özelliklerine girmek kanımca gereksizdir.
Bu kuru bilgiler tek başlarına zaten çok şey ifade etmedikleri gibi, arzu edildiğinde kolaylıkla her an ulaşılabilen türden enformasyonlardır.

Dolayısıyla tank, top, tüfek, uçak, helikopter vs.. kuru teorik özelliklerini detaylarıyla ele almak faydalı olamayacaktır.
Bazı önemli fark ve özelliklere elbette vurgu yapılır fakat yazının amacı belli bir silah sistemini yakından tanıtmak değildir ve ileride gerektiğinde, bu silah sistemlerini mikro açıdan her yönleriyle ele almak her zaman mümkündür.

Yorum sentezli bu yazının amacı, bilinmeyenleri öğretmek, az bilinenleri ön plana çıkarmak, bilinen ve unutulanları hatırlatmak, ilham kaynağı olabilmektir.
Yukarıda da dile getirdiğim gibi yazının ilk adresi Kara Kuvvetleri Komutanlığı’dır.
Bu yüzden eksiklikler, yetersizlikler ve çelişkilerden dolayı ilk bölüm pek de iç açıcı değildir ama bunların da birileri tarafından medyada irdelenmesi kaçınılmazdır.

Üzülerek söylüyorum ki, Kara Kuvvetlerimizin özellikle modern silah, mühimmat ve teçhizat açısından eksiklikleri, envaterinin standardizasyon sorunları, 21. Yüzyılın modern muharebe ortamlarına yeterli seviyede cevap verememesi, henüz ’nun ikinci büyük kara kuvvetlerinden beklenenlerle bağdaşmamaktadır.

Aslında Türk Kara Kuvvetleri’nin (T.K.K.) pek iç açıcı olmayan bu durumunu ele almadan önce, Türk Hava- ve Deniz Kuvvetleri’ni de makro açıdan ele alarak, mevcut hava ve deniz kuvvetlerimizin durumunun genelde hiç de fena olmadığını, olumlu şeylerin de olduğunu belirtmeyi düşünüyordum.
Bu da naçizane kara kuvvetleri eleştirimden sonra söz konusu olacaktır.

Bu eleştiri hususunun bir de psikolojik boyutu vardır.

Biz genel olarak yapı itibariyle eleştirilmekten ve özeleştiriden hoşlanmayan bir milletizdir. Bazen kendimiz eleştirirken de sırf bilgiçlik taslamak, yani eleştirmiş olmak için eleştirdiğimizden, başkasının bulunduğu yapıcı eleştirilere de bu kültürümüzden dolayı içgüdüsel olarak temkinlilikle yaklaşırız.
Dolayısıyla üç haber varsa ve bunlardan en az biri olumsuzsa, önce hangisinden başlanmalıdır ikileminin tercihi bu yazıdadır.

Bu bakımdan önce Hava- ve Deniz Kuvvetlerimizi genelde överek, kanaatimin genel anlamda pozitif olduğu sonucuna vardıktan sonra, T.K.K.’nin modern teçhizat ve silah sorununun içler acısı olmasa da, ona yakın olduğuna en son geçmek istemediğimden dolayı, yazı dizisine öncelikle bu olumsuz mevzudan başlamayı uygun buldum.

Bu yazı dizisindeki konular Kara Kuvvetlerimizin sorunları, problemleri ve makro açıdan diğer kuvvetlerimizle mukayase ile sınırlı da kalmayacaktır.

Laf lafı açıyor misali, bazı detay ve anekdotların aktarılması da yararlı olacağından, Türkiye’nin İran ve Suriye gibi komşularının hava güçlerine de ileri bölümlerinde göz atmakta fayda vardır.

Sorunsuz olmadığımız batı komşumuz ’a da bu yazı dizisinin ileri bölümlerinde kısaca değinilecektir ve yeri geldikçe parantezler açılacaktır.

Bu yüzden her parantez açılınca da bunun bir parantez olduğunu vurgulamaya gerek yoktur, zira bu durum, konuların içeriğinden kuvvetle muhtemel belli olacaktır.
Bu parantezlerin arasında yine gelecek bölümlerde İsrail’in, İran’daki nükleer tesis hedeflerine olası bir hava saldırısı planlarının detayları, yine olası rotaları ve ilgiç bulduğum grafik ve haritaları da yer alacaktır.

T.K.K.’nin, Türk Silahli Kuvvetleri (T.S.K.) bünyesinde en önemli kuvvet komutanlığı olması atipik bir durum değildir ve genelde bu hemen tüm dünya ülkeleri için geçerlidir. Ağırlık hep kara kuvvetlerindedir.
Hatta buna ilginç örnekler olarak, özellikle hiç kara-sınırdaş komşusu ve düşmanı olmayan ve geçmişte donanmalarıyla meşhur bir veya Japonya ya da yakın geçmişte Avustralya.. gibi büyük ada ülkelerine baktığımız zaman bile, kara unsurlarının açık arayla ağırlıkta olduğunu görürüz.

Fakat bizim ordumuz açısından kara unsurunun yeri daha da bir önemlidir ve başkadır.
2009 Kara Kuvvetlerimiz, ilk olarak  M.Ö. 209′de yakılmış bir meşalenin günümüzdeki halidir.
Bu kuvvetin önemi, devletimiz tarafından da kabul görmüş ve cumhuriyetin kuruluşundan beri görev alan tüm Genelkurmay başkanlarımız kara kuvvetlerinden seçilmiştir.(1)

Dolayısıyla T.S.K. bünyesinde T.K.K.’nin konumu bir başkadır ve son derece de özeldir.

Yapıcı eleştiri nitelikli bu yazının ana adresinin T.K.K. olması, kara kuvvetleri açısından bardağın boş olan kısmının maalesef daha yüksek oranda olmasından kaynaklanmaktadır.

Eleştirinin maksadı, felaket tellallığı yapmaktan çok, reel durumun olumlu olmadığına ve mevcut vaziyet ve gidişatın yetersizliğine dikkat çekmektir.

Bir bardağın istenilen oranda olmayan dolu kısmına bakarak övünmek, abartmak ve geleceğe dönük umutla bakmak kolayken, mevcut durumu eleştirmek te bir o kadar zordur ve cesaret ister.
Dolayısıyla birilerinin de istisnaen bu negatif hususlara dikkat çekmesi kaçınılmazdır.

Burada kara kuvvetlerinin dikkat çekileceği eksiklikleri teçhizat, mühimmat ve silahlarla alakalıdır, doğrudan askerin kendisi ile değildir.
Nitekim Türk askeri disiplinlildir ve emredildiğinde 21. Yüzyılda da ölüme koşar. İster savunma, ister taarruz, her türlü konvansiyonel veya gayrı nizami çatışmaların üstesinden gelebilir ve gelmiştir de, fakat bunların da bir bedeli vardır.

Önem arzeden husus, modern donanımlı bir orduyla, düşmanı daha efektif ve hızlı bertaraf edip, daha az Mehmetçik kaybederek sonuca ulaşmaktır.
Yoksa Mehtmetçiğin sırtına 30-35 kilo silah, mühimmat ve malzeme yükleyip cephe hattına yollarsanız, Mehmetçik görevini cefarkarca yerine getirmeye hazırdır ve bir çok modern yakın destek unsurularından yoksun olmasına rağmen yerine getirmektedir de.

Dolayısıyla buradaki eleştiri öncel olarak teknolojik kabiliyetlerin yetersizliği ve eğer varsa bu eksikliği 20-30 yıldan bugüne dek yeterli derecede gayret sarfetmeyerek imkan kılmayan sivil/askeri tüm sorumlulara yöneliktir.

Kara Kuvvetlerimizi incelemeye bu bölümde, ilk olarak kara havacılığımızdan başlanılacaktır.
Konuyla ilgili olarak bu en az üç bölümlük yazının ilk etabında, ATAK projeleri ve ağır nakliye helikopteri eksikliğimiz irdelenecektir.

Ayrıca yine bu yazıda ülkemizin içinde bulunduğu terör sorunu göz önünde bulundurularak, bazı askeri projelerde gözlemlenen yanlışlıklardan bahsederken, kara havacılığı için, diğer önemli eksiklikler arasında görülen öz savunma sistemlerindeki gecikme de kısaca dile getirilecektir.

Yazının gelecekteki bölümlerinde, elbette T.K.K.’nin ana unsurları olan ve 21. Yüzyılın Türk askerine layık görülen ve Almanya’da 60lı yıllarda geliştirilen HK-33 piyade tüfeğinin 500 bin kadar lisans alımı, yine NATO standardı 5.56mm kalibresi ve pratikte neredeyse her ikisinden birinin atılınca hedefinden şaşan, ‘güdümlü’ Fransız tanksavar füzesi yanında, yetersiz sayıdaki modern çok namlulu roket sistemi gibi kara topçu sistemleri de atlanmayacaktır.

Yine standardizasyon bağlamında, Yunanistan’nın savaş uçağı çeşitliliğine benyezen antika tank kolleksiyonumuz da es geçilmeyecektir.
Bunun yanında, T.K.K.’nin bardağının dolu kısmının çok düşük oranına rağmen, klasik topçunun T-155 ‘Fırtına’ Kundağı motorlu obüs ve ‘Panter’ çekili obüsü gibi olumlu projeleri de yeri geldiğinde taktir edilecektir.

Ayrıca geçtiğimiz haftalarda tüm Türk halkını üzen M113 zırhlı personel taşıyıcısı (ZPT) mürettebatına karşı gerçekleşitirilen hain anti-mayın suikastinda şehit düşen dokuz askerimiz üzerine de bir kaç cümle sarfetmek kaçınılmazdır.

Zira kamuoyunda bu acı olayla ilgili Sayın Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ tarafından arzedilen bilgiler, askeri konulara hakim olamayan Türk medyası tarafından yine aşırı derecede abartılmış ve 35 mm zırh kalınlığından yola çıkılarak M113’ün beka kabiliyeti efsaneleştirilmiştir.

Söz konusu zırhın merdalenemiş klasik veya sert homojen çelik (RHA veya HHA) ya da ‘chobham’ gibi heterojen çelik olmadığı atlanmış, alüminyum-magenzyum (5083 ve 5086/H32) alaşımlı M113 zırhının 1950’li yıllarda cephe hattında şarapnel ve bazı açılardan piyade tüfeği tehlikesine karşı geliştirildiği göz ardı edilmiştir.

Nitekim klasik M113 ZPT’sının zırhını her cepheden 14.5mm çaplı silahlarla, hatta bazı cephelerden de G3 ya da AK47 ile kolayca ‘kevgire’ çevirmek herhangi bir sorun teşkil etmemektedir.

Önümüzdeki yazılarda benzer eleştiriler hava ve deniz kuvvetleri için de yapılacaktır, ancak birazdan doğal olarak bozulabilecek morallerin, ileriki bölümlerde yer alacak olan hava/deniz değerlendirmeleriyle göreceli olarak düzeleceğini söylemek şimdiden mümkündür.

Yazının devamını teşkil eden gelecek bölümlerde, mevcut F-16/F-4 muharip uçaklarımız yanında, firkateyn ve korvetlerimize de bir kaç cümle ile değindikten sonra, 721 şehit verdiğimiz Kore Savaşı (1950-1952), 498 askerimizin şehit düştüğü Kıbrıs Barış Harekatı (1974) ve bugün itibariyle yaklaşık 4995 askerimizin şehit düştüğü PKK terörü (1984’ten beri) konuları da yine kısaca ele alınacaktır.

Ayrıca bir nevi ‘bonus’ olarak, İsrail ordusunun yıllardır hazırlandığı İran’daki bir çok yer ve yer altı hedeflerine karşı düzenleyeceği olası bir hava saldırısı bağlamında, komşularımız Suriye ve İran’ın hava güçlerini makro pespektiften ele almakta ilginç gelebilecektir.
Dolayısıyla kapsamlı bir yazı dizisi olacağından Magach/Sabra/M-60T evrimine daha çok yolumuz var gibi görünmektedir.

KARA HAVACILIĞIMIZ

Ordumuzun kara havacılığı, döner kanatlı uçaklar açısından dünya da ancak bir kaç orduya nasip olmuş şanlı bir geçmişe sahiptir.
Hatırlanacağı gibi 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nda, 72 adet UH-1 helikopteriyle zamanın en büyük hava indirme harekatarından biri gerçekleştirilmiş, ana karayla yavru vatan Kıbrıs’ın kuzeyi arasında muazzam bir hava köprüsü tesis edilmişti.

İleride daha detaylı değinilicek olan 1974 harekatında, dünyada bir benzerini gerçek bir savaşta sadece ABD’nin gerçekleştirebildiği bir indirme operasyonuna imza atılmıştır.
Türk askeri, başta Irak’ın kuzeyine gerçekleştirilen bir çok sınır ötesi harekat sırasında da genel maksat helikopterleri ile hava indirme kabiliyetlerini kanıtlamış, özellikle 20 Mart 1995 tarihli ‘Çelik-1′ harekatında altı tugay ve 35.000 askerimiz, yine 14 Mayıs 1997 ‘Balyoz’ harekatı sırasında onbinlerce Türk askeri, Irak’ın 60 km kadar derinliklerine intikal ettirilmiş ve bu harekatlarda genel maksat helikopterlerimizden geniş çapta yararlanılmıştır.

Bu geçmiş tecrübe ve başarıya rağmen, bugün helikopter ihtiyaçlarımıza ve mevcut helikopterlerimize bakınca, ne yazık ki bazı önemli eksiklikler ister istemez göze çarpmaktadır.
Dolayısıyla T.K.K. eleştirisine ilk olarak kara havacılarının döner kanatlı uçak envanterinden başlanarak, taarruz ve ağır nakliye helikopterlerine odaklanılacaktır.

I. Taarruz Helikopterlerinden Yana İhmallik ve Eksikliklerimiz:

Dünya, modern anlamda asil taarruz helikopterleriye pratikte ilk defa 1967 yılında Vietnam’da tanışmıştır. O zamanlar ‘Snake’ tipi AH-1G Cobra helikopterleri, milisleri ve Kuzey Vietnam askerlerine karşı doğrudan saldırı muharebeleri için düşünülmüştü.
Vietnam Savaşı’nın sonucu ne olursa olsun, bu savaş genel maksat ve taarruz helikopterlerinin rüştünü ispat ettiği bir savaştı.

Aradan neredeyse 20 sene geçtikten sonra, 1984 yılının Ağustos ayında, PKK terörü ortaya çıktığı zaman ne yazık ki biz Vietnam Savaşı’ndaki bu kazanımları özümseyememiş ve bir taarruz helikopteri filosu kurmayı gerek görmemiştik.(2)

Elimizde ki kısıtlı sayıdaki helikopterlerin tamamına yakını, gündüz uçurulabilen 100′ün üzerinde ki zırhsız UH-1, /AB-205 karmasıydı.
Elbette bu ihmalliğin sebepleri arasında geleceği görememek ve vizonsuyluk olduğu kadar, siyasi iradesizlik ve ekonomik yetersizlik de vardır.

Yine de burada şu noktayı unutmamak lazımdır: 1984 yılı itibariyle 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi mazide kalmış; Türkiye’nin yönetimi tekrar sivil iradeye geçmişti.

Ayrıca ABD silah ambargosu resmen yürürlükten kalkalı altı yıl olmuş ve başka bir boyutta filizlendiği bilinen altı yıllık bir PKK terör örgütü faaliyet halindeydi.
Dolayısıyla acı bir terör furyasının geri sayımı başlamıştı ve bu dönemden itibaren 1990’a kadar hala tek bir taarruz helikopterimiz olmayacaktı.

1980’lerde bütün dünya silahlı helikopter konseptleri geliştirip taarruz helikopteri projelerini bir bir hayata geçirirken, T.K.K.’nin bu gelişmelere seyirci kalmasını anlayabilmek oldukça güçtür.

Halbuki AH-1 Cobra serisi taarruz helikopterlerini 1980′lerde Ürdün dahil bir çok ülke ordusu, kara havacılarının envanterine dahil etmiştir.

Bizse, 1990 yılında PKK terör örgütü tehdidine karşı ilk olarak modern anlamda beş adet taarruz helikopterini yoğun gayretler içerisinde zar zor temin edebilmişizdir.

Sonrasında yeni tanışılan bu silah platformlarıyla yaşanan olumlu tecrübeler doğrultusunda, 1993 yılında acilen beş modern taarruz helikopteri daha tedarik edilmiştir.

Bu nasıl bir acil ihtiyaç planlaması ve sonucudur?

Bu arada aynı dönemlerde hibe yardımı olarak tedarik edilen ikinci el AH-1P/S Cobra helikopterleri, yazının sonunda ekler kısmında detaylı olarak ele alınmıştır.

Gelişmiş veya üçüncü dünya orduları, taarruz helikopterlerinin önemlerinden dolayı yatırımlar yaparken, biz binlerce ‘antika’ tankların modernizasyonuna ağırlık vererek, bu kuşkusuz önemsiz olmayan mevzuyu daha da önemli görmüş ve taarruz helikopteri gelişmelerine maalesef seyirci kalmışızdır.

Türkiye, coğrafyası itibariyle taarruz helikopterlerinin çok iyi hücum ve savunma muharebeleri yapabilecekleri uygun ve gerekli bir konumda yer almaktadır.

AH-1W Super Cobra helikopterlerinin tedariği üç senede (1990-1993) 5+5 şeklinde gerçekleşmesine rağmen, reel ihtiyaç, asgari 20+20 şeklindeydi.

Bugün bir minik Tayvan’ın bile sahip oldugu AH-1W Super Cobra taarruz helikopter sayısı 63’tür ve Tayvan, geçmişte bu helikopterlerden bir partide 40 küsür kalem siparişte bulunmuştur.

Biz ise, minik bir adacık ülkesi olan Bahreyn gibi ilk etapta beş Süper Kobra siparişi vermişizdir.
Bahreyn’in yüzölçümü, Yalova haricinde Türkiye’nin 81 ilinin her birinden daha küçüktür, nüfusu ise 700 bini ancak aşmaktadır.

1990 yılında acilen temin edilen ilk beşlik AH-1W paketinin tecrübe olduğunu varsayarsak bile, ikinci dilim neden beştir ve neden 15-20 değildir?

Bunların ABD Deniz Piyadeleri üretimi üzerinden aktarılmış olması ve zamanın çeşitli imkanlarının kısıtlı olması çok önemli bir gerekçe ya da bahane değildir.

Terörle mücadele ve ülkenin bekası hususlarında sonuç önemlidir ve olumsuz sonuçlar bahane asla kaldırmaz.

Terörle mücadelinin ilk yıllarında ‘üç silahlı helikopterimiz’ vardı ki bunlar aşağıda da görüleceği gibi yetersiz kalmış test platformlarından ibaretti.

Silahlı UH-1/AB-206 denemeleri:

Teröre karşı ilk silahlı helikopterlemiz yerli imkanlar dahilinde elimizdeki tek motorlu zırhsız genel maksat helikopterine silah ekleme çabalarımız sonucu ortaya çıktılar.

Bunun için son derece mütevazı ve kısıtlı şartlar altında “kutu kutu” lakaplı tamamen zırhsız UH-1’lerin yan cephelerine 2.75 inçlik (70mm) güdümsüz roket lançerleri ve 40mm’lik bomba atarlar yerleştirilmiş, yine AB-206 tipi helikopterlerin yan kapılarına 7.62mm çaplı, altı namlulu ‘Minigun’ tipi makinalı silahlar monte edilmiştir.

Yapılan testlerde, Bell yapımı UH-l’ler ve Agusta-Bell yapımı AB-206 platformların muharebe şartlarında taarruz görevi için bir çok yönden uygun olmadıkları tespit edilmiş, dolayısıyla başarı sağlanamadıkları için bu denemelere son verilmiştir.
İste sonuç itibariyle 1990 yılına gelinceye kadar silahlı/taarruz helikopteri sayımız pratikte buydu; yani sıfır.

Taarruz Helikopterlerimizi Geç ve Az Sayıda Tedarik Ettik

Yukarıda da görüldüğü gibi, silahlı/taarruz helikopterleri tedariği ihmal ettiğimiz bir konudur. T.K.K.’nin, PKK unsurundan bağımsız olarak çoktan makul bir miktar taarruz/tanksavar/silahlı keşif helikopterine sahip olması gerekirdi.

Nitekim bir İran bile 70’lerde Şah Pehlevi döneminde, dönemin ‘klas ABD müttefiği’ konumunda olmasının etkisiyle bile olsa, bugün bizdeki AH-1W Super Cobra helikopterleri gibi çift motorlu, dile kolay 202 tane AH-1J Sea Cobra tipi taarruz helikopterini bir çırpıda tedarik etmişti.

Hadi 200 taarruz helikopterini tedarik etmeyi geçelim, zira petrol ve doğalgaz kaynaklarımız maalesef yoktur; biz 20 tane taarruz helikopteri almamış, dolayısıyla bir tabur helikopter organize edememişizdir.

Bugün bile, Mayıs 2009 yılı itibariyle T.S.K.’in tarihinde tedarik edilmiş olunan çift motorlu modern AH-1W Super Cobra sayısı sadece ondur.
Bunlardan da zaten ikisi terör örgütü PKK’nın silahlı unsurları tarafından kahpece düşürülmüştür.

Yukarıda ima edilen ilk olay 18 Mayıs 1997 tarihinde, ‘Balyoz’ kod adlı sınır ötesi askeri operasyonu sırasında, Irak’ın kuzeyinde gerçekleşmiş ve olay Genelkurmay nezdinde resmen doğrulanmıştır; ikinci vak-a ise geçtiğimiz yıl, 23 Şubat 2008 tarihinde‚ ‘Güneş Operasyonu’ sırasında yine Irak’ın kuzeyinde cereyan etmiştir.

Söz konusu son olayda, ısı güdümlü füzeleri kendisine yönelten ‘Flare’ tipi öz savunma mühimmatı tükenmiş olmasına rağmen, AH-1W Super Cobra pilotlarımız yardım çağırısında bulunan piyadelerimize havadan kahramanca ateş desteği verirken vurulmuşlardır.

1997’deki ilk olayda, AH-1W Super Cobra helikopterimiz portatif MANPADS türü NATO koduyla SA-7B tipi (Strela-2) omuzdan atılabilen ısı güdümlü, birinci nesil bir füzeyle düşürülmüştür.

Her iki olayda da, ikişer pilot ve silah sistem subayları olmak üzere, dört subayımız şehit olmuştur.

Süper Kobra helikopterlerine olan acil ihtiyacımıza yönelik olarak, 25 Şubat 2003 tarihinde Hakkâri Dağ ve Komando Tugayı’ndaki helikopter hangarının aşırı kar yağışı sonucu çökmesi ve sonrasında olanlar örnek olarak gösterilebilir.

Bu olayda enkaz altında kalan malzemeler arasında yer alan beş adet askeri helikopterin arasında, üç tane AH-1W Super Cobra helikopterimiz de bulunuyordu ve bunlar ileri derecede ağır hasar görmekle kalmadı, helikopterlerden bir tanesi hasar derecesinden dolayı tamamen kırıma uğrayarak ‘hurda’ olarak hizmet dışı dahi bırakılmıştı.

Buna rağmen, alternatifsizliklerden dolayı, büyük masraf ve zahmetlerle, önce hizmet dışı bırakılan bu Süper Kobra da dahil olmak üzere, söz konusu üç hücum helikopterimiz büyük zahmetlerle tekrar onarılabilmiş ve kara havacılığımızın hizmetine yeniden sunulmuştu.

Bugün NATO’nun ikinci büyük ordusunun modern taarruz helikopteri sayısı teorik olarak 8’dir.

Ayrıca 1992 yılında ikinci el olarak hibe yardımıyla alınan ve sonradan modernize edilen AH-1P/S helikopterleri ile birlikte toplam hücum helikopteri mevcudiyeti, yukarıdaki Süper Kobralarla birlikte şu anda 33 adet AH-1W ve AH-1P ile dört adet eğitim maksatlı TAH-1P şeklindedir.

Yukarıda da ima edildiği gibi AH-1P Cobra helikopterlerinin tedariğinin detayları ekler kısmında ele alınmıştır.

Bugün teorik olarak kullanımda olan 8 Süper Kobra ve 25 Kobra hücum helikopterleri bir yana, işin pratik boyutuna, yani harekata hazır, uçurabilen Kobraların pratik durumuna, gelecek yazıdaki harekata hazır olan tank hussunda olacağı gibi, etik bir yaklaşım olmayacağından dolayı bunlara girilmemesi tercih edilmektedir.
Zira bu tür hassas konularda yorumların da bir sınırı olmalıdır.

Açık kaynaklar üzerinden temin edilmesi mümkün olmayan, ‘uçuşa hazır helikopter sayısı’ veya ‘tanklarımızın harbe hazırlık oranı’ gibi stratejik bilgilerin, su uyusa da başkalarının uyumayacağını hesap etmemiz ve düşmana malzeme vermemek gerektiğinden dolayı, bahsi doğru değildir.

Kobralarımızın envantere girmesi de başlı başına bir maceradır.
Bu konuyla ilgilenen okuyucular için bu yazının sonundaki 1 Nolu eki okumaları tavsiye edilir.

Şimdiye kadar yazılanlardan da anlaşılacağı gibi, ilk eleştiri zamanında taarruz helikopteri alınmamış olması üzerinedir.

Bu konuda mutabık olduğu düşünülen ordumuz da bunun farkında olarak modern taarruz helikopteri alımına karar vermiş ve ATAK projesi başlatılmıştır. Yine daha sonra görüleceği gibi, bu husustaki ikinci eleştiri, bu projenin ele alınış şekline olacaktır.

ATAK Projesi ve Çıkarılacak Dersler

Türkiye, taarruz ve keşif helikopteri tedariğinde karşılaştığı sorunların bilincinde, ihtiyacı olan helikopterlerin yerli imkânları azami ölçüde kullanarak Türkiye’de üretilmesi için ön çalışmaları Ekim 1995’te başlatmış ve proje için Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) görevlendirilmişti.

SSM’nın hazırladığı teklife çağrı dosyası, dünyadaki belli başlı helikopter üreticilerine gönderilerek teklifleri istendi.
İhtiyaç miktarı olarak ilk aşamada 50, daha sonra tekrar 50 ve son aşamadaysa 45 adet olmak üzere, toplam 145 taarruz helikopterinin Türkiye’de TUSAŞ’in (TAI) ana yüklenici sorumluluğunda üretilmesi planlanmıştı.
Bu teklife zamanında cevap veren firmalar ve teklif edilen helikopterler aşağıdaki gibiydi:

· Boeing: AH-64D Apache Longbow (ABD)

· Bell: (ABD)

· Agusta: International (İtalya)

· Eurocopter: UHT (Fransa/Almanya)

· Kamov: KA-50-2T Erdoğan (Rusya/İsrail)

Bu helikopterlerden AH-1Z, AH-64D, A-129I ve Ka-50-2T ikinci (+) jenerasyon taarruz helikopterleri, Tiger ise üçüncü nesil saldırı helikopteri olarak sınıflandırılabilir.(3)

Yukaridaki firmaların ürünleri SSM ve T.S.K. heyetleri tarafından maliyet, performans, teknoloji transferi, lojistik uygunluk.. gibi parametrelere göre incelenmiş ve test uçuşları yapılmıştır.

SSM’nın teklife çağrı dosyasındaki belirttiği proje modeline göre TUSAŞ Ana Yüklenici firma, seçilen helikopterin orijinal üreticisi firma ise teknoloji ve üretim lisansını sağlayan Alt Yüklenici konumunda olacaktı.
Diğer yerli savunma sanayi firmaları da TUSAŞ’in sorumluluğunda projede alt yükleniciler olarak görev alacaklardı.

Amaçlanan hedef, 45 adetlik üçüncü ve son etap üretim aşamasına gelindiğinde %50’lik bir yerli üretim oranına ulaşmaktı.
Bu proje sonunda kazanılacak teknoloji ve üretim kabiliyeti ile helikopter üzerindeki her türlü aviyonik geliştirme, yazılım değişikliği, yapısal iyileştirmeler ve test kabiliyetlerinin kazanılması hedeflenmişti.

Birinci ATAK ihalesinin sonucu maalesef olumsuz olmuş, proje iptal edilerek odaklanılan AH-1Z King Cobra ortak üretimi yatmıştır.

Bunun bir nedeni 2001 yılında Türkiye’de yaşanan mali kriz ve projenin ilk 50 adetlik bölümünün maliyetinin beklenenden çok daha yüksek çıkmasıydı.
Başlangıçta 1 buçuk 2 milyar dolara çıkması tahmin edilen ilk 50 adetlik dilimin maliyeti 3 milyar dolara yükselmişti ki bu şekilde birim maliyeti 60 milyon dolara yaklaşmıştı.
Bu fiyatlara SSM tarafından alınıp teslim edilecek silah ve bazı görev ekipmanı dahil bile değildi.

Hatta bir aralar Bell firmasının projenin işleyiş biçiminden kaynaklandığını söylediği bu maliyet artışları karşısında SSM sürpriz bir kararla, ikinci sıradaki Rus Kamov firmasınıda görüşmelere davet etmiş ve onların da son tekliflerini almıştı.
Bu ani karar Bell firmasına gözdağı vermek ve pazarlık gücünü artırmak gibi görünse de, Rusya’nın önerdiği neredeyse yarıya yakın birim fiyatı ve cazip teknoloji transferi gözardı edilemeyecek iyi bir teklif olarak masada durmaktaydı.

AH-1Z maliyetinin sürekli artmasındaki ana sebepse ekonomik krizden çok SSM’nin talep ettiği teknolojiler, özel teçhizat, çeşitli garantiler, off-set payı ve devlet vergileriydi.
Örneğin Türkiye’nin talep ettiği özel istekler arasında, kızak yerine tekerlekli iniş takımı çözümü de yer alıyordu ki sadece bu detay bile AH-1Z King Cobra helikopterinin maliyetini 2 milyon dolardan daha fazla miktar birden artıracaktı.

Bu helikopterler taarruz dışında keşif amaçlı da kullanılacağından bu görev için gerekli teknolojik teçhizatta çok çeşitliydi.
Yine de burada Bell’in maliyeti suni olarak şişirdiği de söylenebilir, zira bu helikopterler, motorları ve transmisyonu haricinde Türkiye’de üretilecekleri halde, Bell’in SSM’na sunduğu Türkiye imalatının birim maliyeti 45 milyon dolara kadar çıkmış, hatta en son kulislerde bu birim rakamının seçilen teçhizata göre 58 milyon dolara kadar çıkabileceği ima edilmişti.

Burada vurgulanması gereken bir başka husussa, Türkiye’nin teknolojik taleplerinin hat safhada olduğudur.
Türkiye’nin olmazsa olmazları arasında yer alan kaynak kodları dahil, tüm aviyonik sistem ve silahların yerli imkanlar doğrultusunda adaptasyon ve entegrasyonunu sağlamak ve Bell firmasından tabiri caiz ise neredeyse kaporta ve motor istenmiştir ki bu eleştirilmemektedir. Bu bilakis doğru bir yaklaşım olmuştur.

Nitekim Bell firması son teklifinde AH-1Z proje modelini, yabancı askeri satışlar sistemi ’e (ABD ordusu fiyatına alımı sağlayan fakat çeşitli kısıtlamalarla gelen Yabancı Askeri Satış) kaydırarak ve helikopterlerin ABD’de ki tesislerinden doğrudan alınmasını şart koşarak birim fiyatını 33 milyon dolara kadar indirmişti.

Fakat bu şaşırtıcı FMS teklifi, yerli ATAK projenin temel amaçları ile kuvvetle çelişmekteydi.
Bu durumda Türkiye’nin projeden beklediği yerli üretim ve teknoloji transferi gibi önemli konularda taviz vermesi gerekmekteydi.

Aslında burada yapılan bir taktik hata, ihale boyunca gerek SSM, gerek askerler, gerekse kamuoyu nezdinde AH-1Z’ye odaklanıldığını kamufle edememek ve bunu her fırsatta ve platformda belli etmek oldu. Bell firmasıda ihalenin başından beri bunun farkındaydı ve bunu kullanmasını bildi.

Müzakelerde yapılan bir başka teknik ve taktik hataysa, sivil ve askerlerin nasıl bir AH-1Z taarruz/keşif helikopteri ve hangi şartlar altında ne oranda bir yerli üretim istediklerini işin başından beri somutlaştırmamış olmalarıydı.

Nitekim üretici firma Bell’in sabrını taşıran bir husus da bunun üzerinedir ve SSM’nın planlamaları ve hesaplamalarını alt üst edercesine, her toplantıda isteklerini değiştirdiği ya da yenilerini eklediği gözlerden kaçmamıştır.

Maalesef bir üçüncü ve görünmez psikolojik etken de, bizim Türk milleti olarak kısa vadeli konjonktüre göre hareket ettiğimizden mevcut durumlara çabuk aldanabilmemizdir. Dolayısıyla sıcak kanlı bir millet olduğumuz için çabuk ısınır ve soğuruz.
İstikrarlı uzun vadeli planlamalar bizim defterimizde pek gözükmemektedir.

Barışta savaşa hazır olmak, caydırıcılık gibi unsurların, konjonktürel olmaması ve geleceğin ne getireceğinin meçhul ortamları için uzun vadeli planlar çerçevesinde uygulanması gerekirken, kanlı terör örgütü liderinin 15 Şubat 1999 tarihinde yakalanmasını takiben neredeyse sıfır noktasına inen terör olayları, sükunet dönemi diyebileceğimiz 1999-2003 yıllarına da aldanarak, buradan alınan cesaretle birinci ATAK ihalesi sürecine son noktayı koymuş olduk.

Kısacası ATAK ihalesinin iptal edilmesinde rol oynayan iki ana etken AH-1Z King Cobra helikopterinin yüksek maliyet ve Türkiye’nin hat safhadaki teknoloji transferi ve yerli üretim payı talebi yanında, durgunlaştığına aldandığımız PKK terörü ve bu yüzden maliyetle bağlantılı olarak ertlenmesinin işimize gelmesi olmuştur.

Çözüm: ATAK (2) Projesi

ATAK-1′den çıkarılan dersler sonucu SSM ve Kara Kuvvetlerimiz, ordumuzun on yıllardır süren modern taarruz helikopteri ihtiyacını karşılamak için ikinci ATAK projesini başlattı. Taarruz Taktik Keşif Helikopteri tedariğini hedefleyen ikinci ATAK ihalesiyle, 13 yılı aşkın süren bir maratondan sonra, en azından somut projelendirme açısından nihayet bir istikrara kavuşmuş olduk.
Olumlu bir gelişme olarak gözüken bu proje, aynı zamanda yukarıda da dile getirilen eleştirilerin kara kuvvetlerimiz tarafından da bilindiğinin ve milli imkanlarla en iyi çözümün arandığının bir göstergesidir.

ATAK (2) projesi için SSM ile TUSAŞ/ASELSAN ve İtalyan firmaları arasında Nisan 2007 tarihinden beri yapılan görüşmeler olumlu bir sonuca ulaştı.
Nitekim 7 Eylül 2007 tarihinde yapılan anlaşma doğrultusunda Türk Kara Kuvvetleri’nin Kara Havacıları için 50 adet (+ 41 opsiyon) T-129 tipi taarruz taktik keşif helikopterin Türkiye’de üretimini içeren bir anlaşma imzalandı.
Anlaşmaya göre kesinleşen 51 helikopterden 50’si T.K.K.’ne teslim edilecek, Milli Savunma Bakanlığı’na ait (M.S.B.) bir helikopterse TUSAŞ’a devredilerek test helikopteri olarak kullanılacaktır.

2.9 milyar dolar maliyetli projede Ana Yüklenici olarak görev alan TUSAŞ’nin projedeki toplam payı 556 milyon dolar, Aselsan’ın 700 milyon dolar ve AgustaWestland firmasının payı yine dolar bazında 1.644 milyardır.

Rakamlardan da anlaşılacağı gibi T-129 Taarruz ve Taktik Keşif Helikopteri
Projesi azami seviyede yerli katılım payı içeren bir programdır.
Kaldı ki burada işin ekonomik boyutundan çok, teknolojik avantajlar ve ulusal güvenlik açısından son derece önem arzeden kaynak kodları, yerli Ar-Ge ve donanımlar önemsenmesi gereken hususlardır.

İlk bakışta Başbakanlığa bağlı sivil bir kurum olan SSM’nin A-129 üzerinde karar kılması eleştirilebilir.
İlk uçuşu 15 Eylül 1983 tarihinde, yani neredeyse 26 yıl önce gerçekleşen A-129 Mangusta hücum helikopteri örneğini bugüne dek sadece İtalya seçmiş olup, Türkiye bu platformun ikinci kullanıcısı ve ilk yurt dışı müşterisi konumundadır, bu doğrudur.
A-129 Mangusta, konstrüksiyonu itibariyle, orijinal dizaynın 20 mm makinali topu öngörmediği, aviyonik ve donanım entegrasyonu gereksinimi ve bu platformun hafif olduğu da eleştirilebilir.

Yalnız bu teknolojik artı ve eksiler yaklaşımı tüm silah sistemleri ve platformları için söz konusudur ve sadece A-129’a has bir durum değildir.

Dolayısıyla buradan yanlış bir anlam çıkarılmaması gerekmektedir.
A-129 Mangusta, platform, kosntrüksiyon ve donanım bakımından tüm hemcinslerinin en mükemmeli olmayabilir, öyledir de ama Türkiye için optimum bir çözümdür.
A-129 Mangusta bir Tiger kadar modern ve çevik ya da bir AH-64D Apache Longbow kadar güçlü ve donanımlı olmayabilir.

Fakat AgustaWestland firması ulusal çıkarlarımız lehine en çok taviz veren üretici olmuştur. Ayrıca T.K.K. için üretilecek olan T-129 ATAK helikopterleri doğal olarak 21. Yüzyılın en gelişmiş aviyonik ve silahları ile donatılacaktır.
T-129 performans açısından hemen her yönden, mevcut Süper Kobra helikopterlerimizden daha ileridedir.

Herşeyden önce T-129 ATAK % 60 oraninda yerli bir helikopter olacaktır.
AgustaWestland firması, tüm kaynak kodları, sistem entegrasyonu ve ortak üretim için hat safhada tavizde bulunmuş, dahası bu helikopterin Türkiye üzerinden üçüncü ülkelere satış lisansını da onaylamıştır.

Türk kamuoyunda yıllarca F-16 ürettiğimiz iddia edilirken bugün olanlara göz attığımızda bugün cereyan eden çelişkili gelişmeler de ortadadır.
Hani biz 1987-1999 tarihlerinde TUSAŞ tesislerinde 278 adet F-16 üretmiştik?

Şimdi neden doğrudan ABD’deki üreticisinden 30 adetlik siparişte bulunmak zorunda kalıyoruzda üretimi kendimiz ele almıyoruz, hani üretimde bağımsızdık?

Türk Hava Kuvvetleri’ne geçmişte teslim edilen 240 adet F-16’dan kırımlarla bugün geriye kalan 210 adet F-16’nın modernizasyonlarını neden bağımsız yapamıyoruz?

Sebebi T-129 ATAK projesinde cevaplanmıştır.
Söz konusu F-16 örneği, bu yazının sonunda 2 nolu ekte daha detaylı ele alınmıştır.

T-129 ATAK projesinde bu olmayacaktır, zira burada sadece hat safhada yerli üretim payı sağlanmakla kalınmamış, ilerideki tüm Ar-Ge, yapısal değişiklikler, yazılımların modifikasyon ve modernizasyon yetkisi ve sorumluluğu Türkiye’dedir.
Kaldı ki bu dizayn özgün gereksinimlerimize göre adapte edilerek her an değiştirilebilir ve gerekirse bazı üçüncü ülkelerin silah ve sistemlerinin kullanımına izin verilmeyenlerin yerine başkaları kullanılarak, örneğin Pakistan gibi üçüncü ülkelere de istenilen şekilde pazarlayabilme imkanı mevcuttur.

Dolayısıyla bu kadar kapsamlı projelerin kısa ve orta vade de pahalı olmaları normal karşılanmalıdır ve bunların bir bedeli vardır. Kaldi ki birinci ATAK projesindeki AH-1Z örneğinde de görüldüğü gibi, bazen makul maliyeti karşılamaya hazır oldugunuzda dahi, üretici işi yokuşa sürebilmekte, her isteğe sıcak bakmamakta, hatta fiyatı suni olarak artırarak teknoloji transferi ve yerli üretim katkısını bir şekilde engellemeye ya da asgari seviyeye indirmeye çalışmaktadır.

Nitekim yukarıda da dile getirildiği gibi 2000’li yılların ilk yarısında da öyle olmuştur ve yerli bir AH-1Z’nin Bell nezdinde ki birim maliyeti resmen 45 milyon dolara çıkarken (hatta teçhizata göre 58 milyon dolar telaffuzu da yapılmıştır), aynı helikopterin birim maliyeti, eğer Türkiye bu helikopteri direk Bell tesislerinden tedarik ederse FMS kanalıyla 33 milyon dolara kadar düşmüştür.

Dolayısıyla bu hususta AgustaWestland firmasının teklifi T-129 ATAK en uygun çözümdür, zira alternatifi yoktur.

Buradan T-129 ile ilgili olarak herkesin kolayca ulaşabileceği Dr. Feridun Taşdan ve ‘Hüseyin Akçayürek’ imzalı ‘T-129 Taarruz ve Taktik Keşif Helikopteri Projesine Bir Bakış’ raporunu tavsiye edilir.(4)

Özetlenecek olursa T-129 ATAK helikopterlerinın uçuş performansına yönelik çalışmalar
İtalyan AgustaWestland firması tarafından yapılacak, aviyonik, yazılım ve silah sistemlerinin entegrasyonu da ana yüklenici ASELSAN tarafından gerçekleştirilecektir.

TUSAŞ, AgustaWestland firması tarafından uçuş performansı açısından kalifiye edilen helikopterlere, yine ASELSAN tarafından üretilecek aviyonik ve silah sistemi
ekipmanlarını da ekleyerek Türk tipi T-129 olarak kalifiye edecektir.
Seri üretimi gerçekleştirilen helikopterler kabul testlerinden sonra T.S.K.’ne teslim edilecektir.

T-129 helikopterlerinin AgustaWestland lisansı ile yerli üretimini öngören ikinci ATAK projesi ile helikopterlerinin ortak üretimi ve montajı, TUSAŞ Ana Yükleniciliğinde
gerçekleşecektir.
ASELSAN burada, TUSAŞ’in Alt Yüklenicisi konumundadır ve helikoptere tüm aviyonik ve silahların entegrasyonunu gerçekleştirecektir.

Son olarak, hem T-129 helikopterine ilişkin tüm haklar alınmış, hem de helikopterlerin satış ve pazarlamasının birlikte yürütülmesi düzenlenmiştir.

Yukarıdaki planlamalar doğrultusunda anlaşmanın yürürlüğe girdiği Haziran 2008 tarihi baz alındığında, projenin etapları ile ilgili ortaya şöyle bir somut tablo çıkmaktadır:

TUSAŞ tesislerinde üretilecek olan T-129 taarruz helikopterinin ilk uçuşu en geç Ağustos 2011 tarihinde gerçekleşecektir.
Yine 2013 Ağustosunda ilk teslimat gerçekleştirilecek ve toplam 51 helikopter 2017 yılı sonuna kadar üretilerek teslim edilmiş olacaktır.

Bu açıdan önemli sayıda T-129 helikopterlerinin operasyonel özellik kazanarak terör örgütü kaynaklı silahlı unsurlara karşı sıcak müdahalesi için 2010’lu yılların ortalarını beklemek gerekmektedir, dolayısıyla en erken 5-6 senelik bir süreç söz konusudur.(5)

Bu arada Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması ()’nın en son 1999 yılında revize edilen içeriğine göre Türkiye’nin sahip olabileceği taarruz helikopter miktarı azami 130’dur.
Her ne kadar bizim 130 hücum helikopterine kadar bile daha çok yolumuz olsa da, Türkiye çapında bir ülkeye uygun görülen bu mütevazı tavanın sebebi bu yazının sonundaki 3 nolu ekte açıklanmıştır.

İste 80’li, 90’lı ve hatta 2000’li yılların öngörüsüzlük, ihmallik ve talihsizliklerinin cezasını bugün çektiğimiz gibi, orta vade de çekmeye devam etmemiz malumdur.
Eğer yüce Türk Devleti’nin ordusu ve/veya hükümetleri, son 20-25 yıldır acil ihtiyaç duyduğumuz taarruz helikopterlerini yeterli seviyede temin edememişlerse, bu sonuç ve mevcut durum asla bahane kaldırmaz.
Netice itibariyle bu alanda sınıfta kalmışızdır. ATAK (2) projesi, çok geç kalınmış bile olsa doğru istikamete atılmış bir ilk adımdır.

II. Ağır Nakliye Helikopteri Zaafımız:

Geçtiğimiz aylarda Türkiye trajik bir helikopter kazasıyla sarsıldı.
Sivas bağımsız milletvekili ve Büyük Birlik Partisi lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun da aralarında bulunduğu  beş insanımızı sivil Bell 206 L-4 tipi helikopter kazasında kaybettik.
Bu trajediyi yakından takip eden Türk medyası küçük görünen bir ayrıntıyı hemen hemen gözden kaçırmış ve üzerinde durmamıştır.

Hatırlanacağı üzere kaza bölgesinde ki arama kurtarma çalışmalarına katılan Özel Kuvvetler Komutanlığı’na (ÖKK) ait S-70A28 (Sikorsky) tipi bir Arama ve Kurtarma (SAR) helikopteri, Kahramanmaraş’ın Göksun İlçesi’nde, enkazın bulunduğu kaza yerine çok yakın bir yerde kara saplanmıştı.

Peki bu helikopterimizin nasıl kurtarıldığını merak ettiniz mi?
NATO’nun ikinci büyük ordusu, kendi topraklarında kırım geçiren helikopterini kurtarmak için o sırada Egemen Askeri Tatbikatı vesilesiyle ülkemizde bulunan İngilizlerden ricada bulundu.
Çünkü, İngilizler memleketlerinden binlerce kilometre ötede CH-47 ağır nakliye helikopteri uçururken, bizim elimizde bir tane bile yoktu.

Bereket İngilizler ricamızı kırmadılar da helikopterleriyle bizim kara saplanan helikopterimizi kurtardılar.
El insaf, daha önce de belirtildiği gibi biz ki 1974 yılının 20 Temmuz sabahı, Kıbrıs Barış Harekatı için 72 adet UH-1 helikopterini seferber edebilmişiz ve bu makul sayıdaki helikopterle lojistik destek destanı yazmışız.
Yani helikopterlerin önemini biliriz, gerçek savaşta pozitif deneyimlerimiz olmuş, tecrübe kazanmışızdır.

Neyse ki ordumuz zaman içerisinde çok yavaş da olsa, özellikle çift türbinli, çok pallı genel maksat helikopterlerinin taktiksel değerini kavrayabilmiş ve büyük gayretlerle tedarik edilerek halen kullanımda olan 105 adet Sikorksy yapımı S-70 serisi (UH-60) ve 48 adet Eurocopter yapımı AS-532 Cougar tipi genel maksat helikopterleri, Kara, Deniz, Hava ve Genelkurmay Özel Kuvvet Komutanlıkları yanında Jandarmamızın da hizmetine girmişlerdir.

Genel olarak Kara Kuvvetlerimizin AS-532 Cougar helikopterleri ülkemizin batısında, S-70 Sikorsky’ler de doğusunda kullanılmaktadır.

Yani işin aslı, biz yıllardır başta Sikorsky S-70 serisi olmak üzere, kahraman genel maksat helikopterleriyle vaziyeti idare ederek götürmeye çalışıyoruz.

Peki ama nerede ağır yük helikopterleri?
İşte taarruz helikopterleri eksikliğinde olduğu gibi, yöneltimesi gereken ikinci eleştiri buradadır.
Elbette kimse demiyor ki bu birim fiyatı ucuz olmayan ağır yük kapasiteli helikopterlerden ihtiyacımız olan 50 tanesini almış olmalıydık ya da kayıtsız şartsız alınmalıdır.
Biz elbette bir örneğin Almanya gibi maddi ve finans kaynakları zengin bir ülke değiliz ki 1972’den itibaren üç sene içinde bir çırpıda 112 adet CH-53 helikopterini birden tedarik edelim ve kısmen de üretelim.(6)

Peki ama petrolü olmayan Arap ülkelerinden Mısır ve Fas kadar da mı olamadık ve koca Türkiye için geçtim on tane helikopteri, üç beş tane CH-53 ya da CH-47 dahi alamadık? Komşularımızdan Yunanistan ve İran dahil, bugün 20’nin üzerinde ülkenin ordusunun kullandığı CH-47 helikopterinin ilk örneği neredeyse yarım asır önce uçmuştur.

Maalesef NATO’nun ikinci büyük ordusuna, bu helikopterlerden bir kaç tanesi bile iş görebilecekken bugüne dek hiç biri layık görülmemiştir.

1996 yılından beri bu tür helikopterlerin acil ihtiyaç kapsamında girdiği resmileştirilmiş olmasına rağmen, her nedense bu ihale daha aynı yıl iptal edilmiştir.

Esasında ağır nakliye helikopteri maceramız da ATAK maceramızı hiç aratmamaktadır.
İptal edilen ihalenin yerine açılan ikinci ihale üç defa tekrarlanmıştır.
Bu süreç içinde nakliye helikopteri alımının neredeyse kuyruğuna kadar gelinmiş ve 6 Haziran 2000 tarihinde sadece 349,8 milyon dolara 8 adet üç türbinli dev CH-53E Super Stallion helikopterlerinin mutabakatı sağlanarak ilgili kontrat imzalanmıştı ve bu kontrata göre üç yıl içinde helikopterler teslim edilecekti. Ama sonucu Kasım 2000 ekonomik krizi bahanesiyle maalesef yine olumsuz oldu.

Nitekim söz konusu bu projeyi yeterli derecede önemseyip üzerinde durmadığımız için aciliyatı yine bir kenara bıraktık ve 2001 ekonomik krizi eşliğinde elimizin tersi ile yine bir çırpıda iptal ettik.

Tıpkı diğer kara kuvvetleri projeleri gibi, alımı yılan hikayesine dönen ağır nakliye helikopteri tedariği de, pratikte kaynak yetersizliğinden dolayı toplam dört defa iptal edilmiştir.
Oysa lojistik destek, cephe gerisi her noktaya ve coğrafyaya havadan dikey kalkış ve iniş imkanı kılan ağır nakliye kabiliyeti, taktik ve stratejik önem arzeden bir husustur.

Sürekli vurgulanması gerekir ki, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nın, muharip unsurlar yanında bu savaşın gizli kahramanları, kuşkusuz seferber ettiğimiz 72 adet mütevazı UH-1 „kutu kutu“ helikopterleri ve pilotlarıdır ve lojistik destek nakliyesi açısından kaza kırıma uğramadan Silifke/Taşucu ile Kıbrıs hattında mekik dokuyarak destan yazmışlardır.

Sonuç itibariyle bizim memlekette çok zormuş 8-10 tane CH-53 veya CH-47 tedarik edebilmek.
Nasıl olsa CH-53’ler, CH-47’ler acilen lazım olduğunda ABD veya İngiliz ağır nakliye helikopterleri yetişir öyle mi?

Nitekim 1994 kışının CH-53 örneği de mevcuttur. Burada yine kara saplanan bir Sikorsky serisi S-70 (UH-60) Black Hawk tipi genel maksat helikopterimizi, İtalya’daki bor NATO üssünden, ABD’ye ait bir CH-53 ağır nakliye helikopteri 1994 Şubatının son haftasında kurtarmıştır.

Lakin operasyonellik ve reel fayda yanında işin bir de caydırıcılık ve prestij boyutu vardır ki dost veya düşman olan ya da her ikisi de olmayan nötr unsurlar, kabiliyetlerimizi ve olmayan ağır nakliye helikopterlerimizi sorgulayabilmektedirler.

Yukarıda 20 küsür ülke, ilk örneği yarım asır önce uçan CH-47 kullanmaktadır denilmişti.
Bunlara batı menşeli ağır nakliye helikopterlerinden CH-53 ve SA-321 kullanıcılarını da eklenirse kullanıcı ülke sayısı 30’u aşmaktadır.
Bu ülkeleri Rus ve eski S.S.C.B. menşeli ağır nakliye helikopterleri kullanıcıları ile katlamakta mümkündür ama şimdilik örneklerimizi batıyla sınırlandıralım.

Batı ve doğu/güneydoğu komşularımız Yunanistan ve İran da dahil olmak üzere 30 küsür ülke ordusunu bu tür batı menşeli helikopterlerle donatmış ama maalesef NATO’nun ikinci büyük ordusu Türkiye hala beklemektedir.

Söz konusu CH-47, CH-53.. kullanıcısı ülkelerden örneğin Afrika ülkeleri Fas ve Zaire bizden daha mı zenginlerdir ya da daha mı çok havadan ağır ulaştırma potansiyelleri vardır ya da diğer ülkelerin de coğrafyaları, orduları ve gereksinimleri bizden daha mı büyüktür?
Ülkemizin coğrafyasına, sınırlarına bakınız, ‘Küçük Asya’ da denilen, , Kafkaslar ve Ortadoğu’nun ‘Bermuda Üçgeninde’ iki kıtada, yarımada şeklinde yer alan stratejik bir konumdayız.

Her türlü iklim şartı, yüksek dağlık, düz ova ya da deniz sentezli topografi ülkemizde mevcuttur.
Ve NATO’nun ikinci büyük ordusunun kara kuvvetleri, bölgesinin en
önemli askeri gücü olduğunu sürekli vurgularken, 2009 yılında bir tane dahi ağır yük nakliye helikopterine sahip olamayacak ve İtalya’dan getirtilen ABD’ye ait bir CH-53 ya da tesadüfen yurdumuzda bulunan bir İngiliz CH-47 Chinook helikopteri, UH-60 Black Hawk’ımızın (Sikorsky S-70) imdadına yetişerek bizi kurtaracaktır.

Peki kulağa şu nasıl geliyor?
Çin, ABD, Hindistan, Rusya ve Kuze Kore’den sonra dünyada en çok askeri bünyesinde barındıran altıncı büyük dünya ordusu T.S.K.
Evet 200’ü aşkın dünya ülkesinden, asker mevcudiyeti bazında altıncı büyük dünya devletiyiz.
Ama üçüncü milenyuma girdik, 21. Yüzyılı dokuz geçe, 2009 yılında hala tek bir ağır nakliye helikopterimiz yok.

Burada sorumlu sadece siyasiler olmasa da, elbette birinci planda onlar sorumludur. Parayı bulmak zorunda olan asker değildir, siviller, siyasilerdir.
Askerin görevi elbette dış tehlikeler açısından barışta savaşa hazır ve caydırı olmak, savaştaysa milletin, vatanın ve devletin bekasını sağlamaktır.
İç tehditler açısındansa anayasada ifadesini bulan Türkiye Cumhuriyeti’nin laik, demokratik ve sosyal, hukuk devleti olma gerçeği yanında, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal ve üniter yapısının korunmasıdır.

Asker ihtiyaç belirtir, siyasiler gerekli finansmanı sağlar ve ihale sürecine katılır.

Bu bağlamda, bir takım eksiklik ve yetersizliklerin sorumlusu olarak ekonomik yetersizliği ya da sadece geçmiş siyasi iktidarları sorumlu tutmak da doğru bir yaklaşım olmayacaktır.
Geçmişte bir takım önemli teçhizatların teminatı için yeterli efor sarfedilip istikrarlı bir gayret gösterilseydi, Türk askeri de daha iyi bir seviyede taarruz ve ağır nakliye helikopteri kabiliyetlerine kavuşmuş olurdu.

Neyse ki kısmet olursa CH-47 Chinook serisinin yeni versiyonu CH-47F konfigürasyonlu modelinden 10 (+4) tanesine 2012-13 yıllarında en sonunda biz de kavuşacağız.

Burada da zararın neresinden dönersek kardır misali, çok geç kalınmış olsa da, bu olumlu bir başlangıçtır.

III. Gecikmiş Helikopter Öz savunma Sistemleri

Sürekli dile getirildiği gibi 1984′den beri ordumuz bölücü bir terör örgütüyle mücadele etmektedir.
Bu kanlı terör örgütü, yurt içinde ve dışında, özellikle Avrupa’da, organize olarak uyuşturucu, kaçakçılık, insan ticareti, hırsızlık, fidye ve akla gelebilecek her türlü yasadışı faaliyetten kazandığı paraların bir kısmını silah alımına yatırmaktadır (büyük bir kısmının banklarında yatırılı olduğu iddia edilen ve avro bazında yüzmilyonlarla ifade edilen bu terör örgütün servetinin önemli bir kısmı da, örgütün liderlerinin lüks içinde yaşaması için kullanılmaktadır).

Ne yazık ki terör örgütünün temin ettiği silahlardan bir kısmı, bir kişinin omuzundanki lançerden kolayca ateşlenebilen, genelde SA-7B Grail (Strela-2) tipi, portatif kızılötesi (ısı) güdümlü uçaksavar füzeleridir (MANPADS).

Bu füzeler helikoptere ateşlendiği zaman, füze saldırısına maruz kalan helikopterlerin alabilecekleri önlem alternatifleri çok azdır.
Bu güdümlü mühimmatlara karşı en etkili savunma, öncelikle ateşlenerek fırlatılan bu füzenin varlığından haberdar olmak, dolayısıyla helikoptere yönelen füzeyi tespit ve teşhis edebilmek, daha sonra da mühimmatın alıcısını karıştırarak hedefinden sapmasını sağlamaktır.
İşte bu kabiliyet için helikopterlerin bu tür muharebe ortamlarında öz savunma sistemlerine ihtiyaçları vardır.

Kara Havacılarımızın üçüncü ana eleştirisi de bu sistemlerin özellikle genel maksat helikopterleri için geç tedarik edilmesi üzerine olacaktır.
Yukarıda da dile getirildiği gibi, bölücü terör örgütü bu tür silahlarla geçmişte ordumuza zaiyat verdirmiştir.
Yukarıda dile getirilen ilk Süper Kobra helikopteri kaybımız SA-7B (Strela-2) tipi güdümlü füzenin isabet etmesi sonucu olmuştur.

18 Mayıs 1997 tarihinde ‘Balyoz Harekatı’ sırasında ilk defa düşürülen AH-1W Super Cobra helikopterini takiben, aynı harekatta 4 Haziran 1997 tarihinde yine aynı tip kızılötesi güdümlü bir füzeyle, AS-532 Cougar tipi bir genel maksat helikopterimiz çatışma bölgesinde vurulmuş, düşen helikopterde bulunan 8 subay, 2 astsubay ve biri de er olmak üzere toplam 13 askerimiz şehit düşmüştü.
Helikopterde bulunan subaylardan biri yarbay ve ikisi kurmay binbaşımız, ‘Balyoz Harekatının’ sevk ve idaresini denetleyen ve harekatın taktik planını hazırlayan kurmay heyetindendi.

Yine geçtiğimiz yıl 23 Şubat 2008 tarihinde ‘Güneş Operasyonu’ sırasında da Irak’ın kuzeyinde bir Süper Kobra helikopterimizin terör örgütü tarafından düşürüldüğü de, taarruz helikopterleri başlığı altında dile getirilmişti.

Her ne kadar AH-1W helikopterlerinin radar ikaz alıcı ve Flare karşı tedbir sistemleri standart olsa da, aynı durum ateş hattında görev icra eden genel maksat helikopterleri için maalesef söz konusu değildi.

Bu zorlu mücadele sırasında uzun yıllar öz savunma sistemleri bulunmayan genel maksat helikopteri pilotlarımız yerden ateş tehditi altında kahramanca uçmuşlardır.
Bu tür öz savunma sistemleri, bugün gelişmiş ülkelerin hemen tüm askeri döner ve sabit kanatlı uçaklarında, uçakların öncel görevleri muharebe olmasa dahi mevcuttur.
Bizim bu tehditi farkederek öz savunma gereksinimimiz olduğunu tespit etmek için, maalesef en az üç helikopterimizi ve 17 kahramanımızı, yerden fırlatılan füzelerle kaybetmemiz gerekmiştir.

Bakın ABD ordusu Vietnam Savaşı sırasında dile kolay 5086 helikopter kaybetmiş (çoğu 1966-1971 döneminde) ve bunlardan yarıya yakını da yerden açılan ateş sonucu düşürülmüştür.

Yine Ruslar da, on yıl süreyle işgal ettikleri ’da (1979-1989) 107 savaş uçağı ve 333 helikopter kaybetmişlerdir.
Afganistan örneğinde ki 333 helikopterin yaklaşık 250′si de omuzdan atılan füze ateşi sonucu düşürülmüş olup, bunların çoğu da ısı güdümlü Stinger füzelerinden isabet alarak kaybedilmiştir.

Bugün de başta ABD, İngiltere ve diğer koalisyon güçleri tarafından olmak üzere, Afganistan’ın özellikle güney semalarında önemli sayıda askeri helikopter kaybedilmekte olsa da, öz savunma sistemleri sayesinde bu kayıplar oran olarak yukarıdaki rakamlarla mukayese edildiğinde çok daha düşüktür.

Örneğin Irak’ta 2003 yılından beri ABD’nin kaybettiği askeri helikopter sayısı 70’in altındadır.

Bugün itibariyle son 30 yılın çeşitli savaş ve muharebelerinde, uçak kayıplarının % 90′ı, kızılötesi/ısı (IR) güdümü hava-hava veya satıh-hava füzeleriyle gerçekleştirilmiştir.

Halen dünyadaki IR güdümlü tüm uçaksavar füzelerinin % 80′e yakını ısı güdümlüdür.

Dolayısıyla özellikle Afganistan’da Rusların askeri başarısızlığı incelenip, bu tehdit çok önceden algılanmalı ve gerekli analizin sonucunda genel maksat helikopterlerimiz de, pilotlarımız kadar savaşa hazır hale getirilmeliydi.

Neyse ki bu tehditin farkına varılmış ve dört kuvvetimizde yer alan genel maksat ve Kobra helikopterlerimiz, Aselsan/Mikes’in Ana Yükleniliciliğinde, Özışık Karşı Tedbir Atma Sistemi ve Chaff/Flare mühimmatı ve S-70 Sikorsky serisi için elektronik harp sistemi ile donatılmaktadır.

Bu sayede, helikopterlerimize radar/lazer ikaz alıcısı ve füze karıştırıcısı yanında, füze ikaz ve karşı tedbir alma sistemlerinin entegrasyonları sağlanarak elektronik harp kabiliyeti kazandırılmaktadır. Sistemler Almanya/EADS menşelidir.

Karşı tedbir atma amaçlı Chaff/Flare sistemi radar ve ısı güdümlü füze tehdidine karşı hayati önem taşır.
PKK terörü ile mücadelede SA-7B füzesi örneğinde de görüldüğü gibi özellikle ısı güdümlü füzeler helikopterlerimiz açısından bir tehdit unsurudur ve ‘soft kill’ kapsamında bu tehditi elektronik harp sistemleriyle bertaraf etmek mümkündür.

SA-7B gibi kızılötesi/ısı güdümlü füzeler, prensip olarak bir ısı kaynağını hedef alan ve bu hedefe güdümlenerek yöneltilen sistemlerdir.
Füze bir kişi tarafından, omuzdan MANPADS tipi portatif lançerden ateşlenmeden önce, füze başlığının verdiği akustik ses sinyalinin derecesinden ateşlenme zamanının gelip gelmediği anlaşılır.

Yüksek vuruş isabeti için rol oynayan en önemli faktör, menzilden çok, füze başlıgındaki alıcının, ısı yayan hedefi ölçme ve güdüm hassasiyetidir.
Zayıf bir akustik sinyalde hedefe vuruş oranı oldukça düşük, kuvvetli sinyal geliyorsa isabet oranı çok yüksek demektir.

Bölücü terör örgütü PKK’nın elinde bulunan bir miktar SA-7B tipi füze, birinci nesil eski S.S.C.B. menşeli sistemlerdir. Dolayısıyla helikopter gibi alçak irtifadan uçan hedeflere karşı her açıdan değil, helikopterin arka cephesinden ateşlenebilirler.
Zira helikopterlerin en sıcak olduğu bölge, tüm sıcak gaz dağıtıcı/soğutucu önemlere rağmen (eğer mevcutsa) yine egzozlardır.

SA-7B (Strela-2) füzesi yanında, bunun geliştirilmiş bir modeli olan SA-14 Gremlin () ve SA-16 Gimlet (Igla) füzeleri de yine omuzdan helikopter gibi hedeflere atılabilen eski S.S.C.B. menşeli tipik ısı güdümlü mermilerdir.

Dolayısıyla tespit edilen kızılötesi/ısı güdümlü füzelere karşı en etkili mühimmat, yüksek miktarda ısı yayan ve sıcak kütlelerden oluşan Flare sistemidir.
Flare sistemi atıldıktan sonra havada ateşlenir ve yüksek miktarda ısı yayar.

Tek başına bir Flare kütlesi genelde pek işe yaramaz ve ısı güdümlü bir füzeyi üzerine çekerek asıl hedeften saptırması için dalgalar halinde bir çok Flare atılır. Buna paralel helikopterle manevra yapılarak bu karşı önlem desteklenir.

Flare sistemi, sadece füze tehdidine maruz kalındığında da devreye sokulmaz.
Cephe hattında ya da sıcak çatışma potansiyeli ve füze tehdidi muhtemel yerlerde, özellikle alçak uçuşlarda Flare atılarak ateşlenir.
Afganistan semalarında ağır nakliye helikopterleri ve nakliye uçaklarının iniş sırasında yanlarından çıkan ateş hüzmeleri ve yüksek ısılı parıltı kümeler, ısı güdümlü füze tehdidine karşı fırlatılan Flare kütlelerinden başkası değildir.

Sona gelirken gönül isterdi ki özellikle genel maksat helikopterlerimiz için, yeni bir teknoloji olmayan bu öz savunma sistemlerinin çözümü yıllar önce gerçekleşmiş olsaydı, belkide yukarıda yaşanan en azından Cougar hadisesi cereyan etmezdi.

Bu yazı dizisinin ilk bölümümün konu aldığı Kara Havacılığı hususu burada son bulurken, sanılmamalıdır ki sorunlar ve eksiklikler taarruz helikopterleri ve ağır nakliye helikopterleriyle sınırlıdır ve burada bitmektedir.

Bakınız bizim 90’lı yılların başında pek çok ülkeden daha önce İnsansız Hava Aracı (İHA) tedarik etmeye yönelip, sonradan her nedense pas geçerek boşladığımız bir konudur bu.
Bugün özellikle terörle mücadelede kendini kanıtlamış bu sistemlerle ilgili ciddi bir atılımın somutlaştırılmamış olması, bazen ne kadar klasik düşndüğümüzün göstergelerinden biridir.

Fakat İHA mevzusu bir ‘döküntüden’ çok, askeri güçlerin eşzamanlı istihbaratına katkıda bulunan, düşman unsurlarını etksiz hale getirmekte ve askerimizin bekasını sağlamada taktik avantaj sağlayan son derece önemli, yatırıma değer sistemlerdir.

Yine genel maksat helikopteri miktarımız büyük gayretlerle makul bir seviyeye gelmiş olsa da, bunların model, çeşit ve tipleri, standardizasyon açısından bir payda da birleşememektedir.
Nitekim mevcut UH-1, AB-204/205, AS-532, S-70, Mi-17.. çeşitliliği ve gelecek projeler ortadadır.

Fakat her konuya detaylıca girmekte en azından bir yazı dizisinde mümkün değildir.

Yazının gelecek bölümde, tanklar, toplar, MLRS, ERYX, .. eşliğinde buluşmak dileğiyle.

Özge Kılınç

Ek 1

AH-1W Super Cobra taarruz helikopterlerinin Türk Kara Havacılarına kazandırılmasının serüveni:

Ağırlıklı olarak Güneydoğu’da bölücü terör örgütüne karşı yapılan mücadelelerde çatışma bölgesine intikal süresi süratli olan havadan ateş destek platformuna ihtiyaç duyulmuştu.
Bu gereksinimin en etkili ve en ekonomik bir biçimde silahlı bir taktik taarruz/keşif helikopteri ile sağlanacağı ortadaydı.

80’li yılların ortasından itibaren tırmanan terör eylemlerinin giderek artması nedeniyle, taarruz/silahlı keşif helikopteri ihtiyacı tekrar gündeme gelmiş, AH-64A Apache, A-129 Mangusta ve AH-1W Super Cobra helikopterleri yakından incelenerek teklifler alınmıştı.

1990 yılında yapılan değerlendirmeler ve maliyet/müesseriyet hesaplaması sonucunda Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılayacağı düşünülen AH-1W Super Cobra helikopterleri seçilerek, ABD Bell firmasına 5 adetlik sipariş verildi.

Silahlı helikopter ihtiyacının aciliyatı nedeniyle Türkiye’nin verdiği sipariş ABD Deniz Piyadeleri (USMC) için üretilen AH-1W’lerden çevrilerek ülkemize kısa sürede intikal ettirildi.

Burada az bilinen bir durum da, bu helikopterlerinin yeni üretilmedikleri üzerinedir.
Türkiye’nin acil ihtiyacı için, esasında USMC için modifiye edilen ilk beş adetlik AH-1W helikopterleri yeni sıfır üretim helikopterler değildir.
USMC’nin AH-1T helikopterlerinden çevrilen AH-1W Super Croba helikopterleridir ve bunların Türkiye’nin acil taarruz helikopteri ihtiyacına yönelik satışına sıcak bakılmıştır.
Zaten Super Cobra programı, ilk aşamasında AH-1T helikopterlerini baz alan bir modifikasyon/modernizasyon projesidir ve USMC için üretilen AH-1W’lerin 43 adedi AH-1T upgrade versiyonudur, 169’u ise yeni üretilmiştir.

Elbette burada AH-1T helikopterine T700-GE-401 türbin motorları, transmisyon, modern aviyonik gibi bir çok önemli yeni kit eklenmiş, TOW, Hellfire, Sidewinder.. gibi yeni silahlar entegre edilmiştir fakat bu modifikasyon ve modernizasyonda, kullanılmış AH-1T platformları baz alınmıştır.
Önemli bir miktar AH-1W ise yeni üretilmiştir.
Kısacası T.K.K.’ne 1990 yılında teslim edilen ilk beş AH-1W Super Cobra yeni üretilmemiştir ve modifiye edilen AH-1T’lerden ibarettir.

1990 yılında alınan ilk 5 adet AH-1W Super Cobra helikopterlerinin Güneydoğu Anadolu’nun yüksek rakımlı dağlarında ve kışın soğuk, yazın sıcak iklimli ortamlarında bölücü teröristlere karşı gösterdiği üstün başarı neticesinde, 1993 yılında ilave olarak 5 adetlik bir AH-1W siparişi daha verilerek, benzer şekilde USMC siparişlerinden Türkiye’ye yönlendirilmiş ve teslimat 1994 yılında tamamlanmıştır.
Söz konusu bu beş helikopter yeni üretim olup, ilk paket Super Cobra helikopterlerinde olduğu gibi eski AH-1T platformlarından çevrilmemişlerdir.

Fakat 1993/94 yılı ikinci paket AH-1W’ler de, ilk beş adet modifiye edilen AH-1T’lerden 30 milyon dolar daha pahalıya gelmiştir. Dolayısıyla yeni üretilen AH-1W’lerin, modifiye AH-1T’lere oranla fiyat farkı, birim başına dile kolay 6 milyon dolar olmuştur. Bu yeni üretim AH-1W’lerin, modifiye edilen AH-1T’lere oranla farkıdır, toplam maliyeti değil.

Kuşkusuz bu göreceli maliyet farkı kısmen USMC’e teslimat programından kaydırılarak yapılması ve fiyatın bundan dolayı bu yönde şekillenmesinden kaynaklanmıştır.

T.K.K.’nin AH-1W filosu, çatışma bölgesine kısa sürede intikal edebilmesi, havada hareketli ve sabit pozisyonlarda süzülerek mağara ve siper kovuklarında gizlenen teröristlere karşı yoğun ateş gücüyle yoğun nokta atışı yapabilmesi ve sonradan kazandırılan gece harekat yeteneğine sahip olması nedeniyle teröristlere karşı çok etkili bir silah platformu olmuştur.

Süper Kobraların bölücü terör örgütü PKK’ya karşı etkinliğinin en önemli somut göstergelerinden biri de, objektif başarısı yanında, bizzat teslim olan teröristler tarafından, dolayısıyla helikopterlerin muhatabı tarafından yapılan itiraflarda, en korkulan silahların Kobralar olduklarının dile getirilmesidir.

Ayrıca bunun birde psikolojik boyutu vardır ve Süper Kobra ya da Kobra hücum helikopterlerinin tipik rotor/pal seslerini uzaktan işiten askerimizin morali artmakta, teröristlerse kaçarak sığınacak delik aramaktadır.

Bu psikolojik etkense intikal ve havadan yakın ateş destek öncesi bile, doğrudan sıcak çatışmayı güvenlik güçlerimizin lehine, daha Kobralar gelmeden olumlu yönde etkileyebilmektedir.

1995 yılında ABD Deniz Piyadeleri (USMC) ile eş zamanlı olarak yürütülen bir çalışma ile AH-1W’lerin gece-gündüz hedef tespit ve teşhis kabiliyeti sağlayacak İsrail TAMAM ürünü gece hedefleme sistemi AN/AWS-1(V) NTS (Night Targeting System), envanterde o zaman yer alan on adet AH-1W helikopterine entegre edilmiştir.

NTS sistemi birinci nesil FLIR, lazer işaretleyicisi ve mesafe ölçeri yanında, TV kamerasından oluşan helikopterin burnuna monteli, TOW, Hellfire ve 2.75 inç (70mm) güdümsüz roketler ile 20mm makinalı top gibi değişik silâhların gece-gündüz etkinlikle kullanılmasına olanak sağlayan bir hedefleme sistemidir.
Ayrıca uçuş sırasında gözüken ekran görüntüleri, istenildiğinde videoya kaydedilerek operasyon sonrası yerde debrifing sırasında gösterilerek iyi bir eğitim aracı olabilmektedir.

AH-1W’lerin Türkiye’nin doğu ve batısındaki zorlu şartlarda gösterdiği performansın altında yatan gerçek, hiç şüphe yok ki sahip olduğu çift GE-T700-401 güçlü motorları yanında, diğer Kobralardan daha uzun ve geniş Bell 214 rotor ve transmisyonunun kullanılmasıdır.

Bu performansın bir göstergesi olarak 8 x Hellfire veya TOW füzesi, 750 mermilik 20mm top ve 2 x 19 kovanlı 2.75 inç (70mm) güdümsüz roket lançerleri, yanlardaki silah istasyonlarında taşınabilmeleridir.

Tekrar acil ihtiyacımız olan, taarruz helikopteri tarihimizdeki ihmallik ve talihsizliklerin hikayesine geri dönmekte fayda vardır.

Türkiye’nin AH-1W’lerin performansından memnun kalmasının sonucunda sipariş maksatlı Nisan 1995 tarihinde 5 adet, yine bir ay sonra 5 adet AH-1W Super Cobra daha eklenerek, ilave 10 adet daha AH-1W alınması için Bell firması ile 150 milyon dolarlık bir anlaşma imzalanmıştı.

Gerçek ihtiyaç sayısı 10’dan fazla olmasına rağmen bu istek yine kronik ekonomik nedenlerden dolayı 10 adetle sınırlı kalmıştır.
Bu şekilde sahip olunacak toplam 20 adet AH-1W Super Cobra ile, tabur seviyesinde iki taarruz helikopteri filosu (bölük) kurulacaktı.

Maalesef bu az sayıdaki ikinci 10 kalemlik AH-1W dilimi dahi bize nasip olamamıştır.
Nitekim Bell ile yapılan anlaşmanın yürürlüğe girmesi için gerekli olan ABD hükümetinin satış onayı ne yazık ki çeşitli siyasi engellemelere takılmış ve sürüncemede kalmıştır.
Bell firmasının yaptığı yoğun lobi faaliyetleri de bir fayda etmemiştir.

Türkiye ABD’nin takındığı bu tavır karşısında 1997 yılında on adetlik AH-1W siparişini iptal ettiğini bir yazı ile Bell firmasına bildirmiştir.

ABD’nin bu yanlış tavrının arkasında yatan gerçekse AH-1W’lerin Güneydoğu Anadolu’da bölücü terör örgütüne indirdiği darbelerin bazı yabancı basın ve yayın kuruluşları tarafından maksatlı şekilde çarpıtılarak sözde masum insanların öldürüldüğü şeklinde Avrupa ve ABD’deki basına aksettirilmesidir.
Ayrıca Türkiye’de burada dün ve bugün de olduğu gibi terör sorunu derdini dışarıya yeterli derecede anlatamamıştır.

Bu sayede taarruz helikopterlerinin Türkiye’ye satışına karşı uluslararası kamuoyu baskısı tesis edilmiştir.

Bu tür karşıt lobi çalışmalarına ABD’deki Rum-Yunan ve Ermeni lobilerinin verdiği destekleri de göz ardı etmemek gerekir.
ABD’de dönemin Başkan Bill Clinton hükümeti de, kendi iç politik dengelerini muhafaza etmek için bu satışa onay vermemiş hatta ABD Kongresi’ne AH-1W Super Cobra (FMS) satışı ile ilgili herhangi bir bildirimde dahi bulunmamıştır.

Bugün Irak’ta, ABD’nin terörle mücadele ve ‘demokrasi’ adapte etme motifiyle içinde bulunduğu askeri mücadele kapsamında, son altı yılda, tamamına yakını sivil olmak üzere muhtemelen en az yarım milyon insan hayatını kaybetmiştir.
Kaldi ki bu rakamı ABD menşeli muhafazakar kaynaklar telaffuz etmektedir.
Kimi çevrelere göre bu rakamın bir milyonu aştığı iddia edilmektedir.

Her halükarda ateşin düştüğü yeri yaktığı malumdur.
Türk güvenlik güçleri, terör örgütü PKK’ya karşı neredeyse 26 yıldır mücadele ederken, ABD/Irak mücadelesi ile oranlandığında Türk askerinin cerrahi bir nokta operasyonu yaptığı belirginleşmektedir.
Demek ki düşük yoğunluklu çatışma ortamlarında, yerleşim bölgelerine yakın alanlarda terörle mücadele zormuş.

Bu dönemde silah satışı problemleri sadece AH-1W Super Cobra helikopterleriyle sınırlı kalmamış,  başka alanlarda da kendini göstermiştir.
Örneğin ABD Donanması USN’e ait eski Perry sınıfı (G sınıfı) firkateynlerin transferi de kasten geciktirilmiş, eğitim için ABD’ye giden askerlerimiz yurda tekrar geri dönmek zorunda kalmış, yine savaş uçağı mühimmatı stoklarında da benzer tutumlardan dolayı ciddi sıkıntılar yasanmıştı.
Kısacası o döndemde ABD-Türkiye arasında cereyan eden gayriresmi bir silah ambargosundan bahsetmek mümkündür.

Burada 90’lı yılların başında ülkemize ABD ihtiyaç dışı stoklarından hibe edilen AH-1P/S Cobra helikopterlerinden de söz etmekte fayda vardır.
Zaten gerek kamuoyu, gerekse terör örgütü, Kobra ile Süper Kobra helikopterleri arasında bir fark gözetmemektedir.

Halbuki gerek uçuş performansı, gerek muharebe kabiliyetleri, gerekse optik açıdan iki konfigürasyon arasında büyük fark vardır.

Askeri ve savunma konularına hakim olmayan Türk medyası açısından, iki helikopterin fotoğraflarına bakıp, hiç olmazsa ilk bakışta iki motor/egzozundan dolayı kolayca optik olarak teşhis edilebilen AH-1W Super Cobra helikopterlerini tanıyabilmek büyük bir marifet olmasa gerektir?
Bu parantezden sonra bir kaç cümleyle Kobra helikopterlerlerimize değinmekte fayda vardır.

Türkiye’ye gelen AH-1P/S Cobra helikopterleri:

1991 yılındaki İkinci Körfez Savaşı (İlk Körfez Savaşı sekiz yıl süren 1980-88 İran-Irak savaşıdır) sonunda Güney Kanat Anlaşması kapsamında ABD’den ihtiyaç fazlası malzeme olarak T.S.K.’ne 1992/93 yıllarında hibe edilen 28 adet AH-1P Cobra, 12 adet AH-1S ve dördü TAH-1S eğitim tipi olmak üzere toplam 44 adet AH-1P/S Cobra helikopterleri kısmen çok vahim durumdaydı.

Zaten bunlar ‘as is’ şeklinde alınmışlardır ki buradaki ifadeden de anlaşılacağı gibi, mevcut vaziyetteki halleriyle, herhangi bir işlem yapılmadan, yani o anda ne durumdaysa öylece, yıpranmış bir durumda ülkemize getirilmişlerdir.

Nitekim çok geçmeden, yağ sızıntısı dahi yapan ve harekata hazırlık oranları çok düşük olan bu helikopterle uçuşun yüksek riziko ve tehlike arz ettiği 90’lı yılların başında Türk basınına da yansımış ve hatta daha da ileri gidilerek tek motorlu bu AH-1 Cobra’lar için Kobra pilotları nezdinde, geçmişte başka uçaklar için de kullanılan ‘uçan tabut’ telaffuzları yapılmaya başlanmıştı ki bu Türk basının bir yakıştırmasıydı.

Hibe edilen AH-1P, AH-1S ve TAH-1S tipi bu Cobra helikopterleri 1977-1978 yıllarında üretilmiş ve zaman içinde ABD’de değişik aşamalarda elden geçirilmişlerdi.
Türkiye’ye hibe edilen bu helikopterler ABD’nin envanter dışına çıkardığı ve belli süredir uçuş yapmayan depolanmış vaziyetteki Kobralardı.
USMC elindeki mevcut AH-1F’leri güncelleştirirken, diğerlerine ihtiyaç duymadığı için envanter dışına çıkarmıştı.

AH-1P ve S tipi Kobra helikopterlerinin ortak yapısal özelliklerinden bazıları 1342 kW (1825 BG) gücündeki T-53-L703 motoru, zırhlı düz plaka camlar, haberleşme sistemi, CONUS (Continental US) seyrüsefer sistemi, gece görüş gözlükleriyle uyumlu kokpit ışıklandırması, radar altimetresi, APR-39 RWR radar ikaz sistemi, M-65 TSU anti-tank TOW füzesi atış sistemi, egzoz gazını dağıtıcı, yukarı yönlendirilmiş ‘Sugar Scoop’ denilen egzoz çıkışı silah ve sistemler sayılabilir.

Tel güdümlü 3750m menzilli TOW, 2.75 inch (70mm) güdümsüz roket lançeri, burunda tarete monteli 4000 mermi/dak atımlık GAU-2B/A minigun (7.62mm) ve 400 atım/dak atımlık XM-129 bomba atar (40mm), AH-1P/S tipi Cobra modellerinin standart silahları arasında yer almaktadır.

Türkiye, teslim alınan bu AH-1P/S helikopterlerden iyi durumdaki 28 AH-1P helikopterinden 27’sini aktif halde tutmuştur.

Diğer 12 adet AH-1S helikopterleri genelde AH-1P’ler için yedek parça vazifesi amaçlı kullanılmıştır.
Yine bu AH-1S helikopterlerinin bazılarından sağlanan T-53-L703 motorlarının bir kısmı da UH-1H modernizasyonunda kullanılmıştır.

Geri kalan silahsız dört TAH-1S helikopterleri ise, hem ön hem de arka kokpitte uçuş kontrol fonksiyonlarına sahip oldukları için, AH-1P eğitim uçuşlarını tamamlama amaçlı, Kobra hücum helikopteri pilotlarının eğitimleri için kullanılmakta ve halen faal olarak uçmaktadırlar.

Aslında ABD’den kullanım dışı malzeme kapsamında, Güney Kanat Yardımı adı altında Türkiye’ye hibe edeceği AH-1 Cobra miktarı, yukarıdaki 44 helikopterle de sınırlı kalmayacak, gönderilen toplam AH-1 Cobra sayısı 110 adedi bulacaktı.

Fakat Türkiye’nin tercihi olan daha iyi durumdaki P modeli ABD stoklarında tükendiğinden, Türkiye’ye yüksek miktarda AH-1S Cobra transfer edilebileceğine ABD’nin hazır olduğu sinyali verilmişti.
Bu karar ABD perspektifinden gayet mantıklı bir durumdur, zira kötü durumdaki AH-1S’lerin imhası masraflı ve zahmetlidir.
Ayrıca Türkiye bu helikopterleri aldığı taktirde, bir kısmının modernizasyonu için er ya da geç muhtemelen ABD ya da İsrail firmalarının yeniden kapılarını çalacaktı.

Fakat beklenen olmadı ve Türkiye AH-1S modeli helikopterlerin oldukça kötü durumlarından dolayı bunları kabul etmeyeceğini bildirdi.

1993 yılında AH-1P helikopterleri için bir modernizasyon projesi devreye sokulmuş, İsrail TAMAM firmasından 12 adet gece görüş/nişangah sistemi (NTS) alımı için 12 milyon dolarlık bir anlaşma imzalanmıştır.
Proje kapsamında AH-1P’lere kazandırılan yenilikler ve modernizasyon şunlardır:

· Yeni 20mm’lik üç namlulu M-197 tipi makinalı döner top

· 12 helikoptere İsrail TAMAM ürünü NTS gece görüş/nişangah sistemi

· 28 AH-1P helikopterinin tümüne Canadian Marconi ürünü Taktik Seyrüsefer Sistemi (TNS) ki bu sistem aşağıdaki üç üniteden oluşmaktadır:

- Canadian Marconi ürünü CMA 2012C Doppler Seyrüsefer Sistemi (DNS)
- Rockwell Collins ürünü Minyatür Aviyonik GPS Alıcısı (MAGR GPS)
- Canadian Marconi ürünü CMA-2082A-5 Aviyonik Yönetim Sistemi ve Kontrol Ünitesi

· Gelişmiş AN/ARC-182 UHF/VHF telsiz

· Pilot ve silah sistem subayı kasklarına monteli nişangah sistemi (HSS)

· AN/ALQ-144 IR/kızılötesi karıştırıcı kit

· AN/APR-39 (V3) RWR radar ikaz alıcısı

· Egzoz çıkışına ve gövdeye entegre edilen IR bastırıcı/termal ısı soğutucu kit

· Yeni kablolama ve gövde yenileştirilmesi

· T-53-L703 motor revizyonu

· Yeni kamuflaj boyası

Bu modernizasyon sonucunda Türkiye dünyadaki en modern aviyonik donanımlı ve gövdesi iyileştirilmiş tek motorlu AH-1 Cobra helikopterlerine sahip olmuştur.

Ek 2

F-16C/D örneği:

Burada yerli T-129 helikopterinin birim maliyeti için kocaman bir parantez açılması yararlı olacaktır.
Uluslararası pazarda, başka ülkelerin firmalarından ve ülkelerinden silah satın alma hususunda çok hassas olan bir konu, lisans temennileri ve kaynak kodları üzerinedir.
Hiç bir ülke, diğer üçüncü bir ülkeye o ülkenin ulusal çıkarlarını gözeterek bağımlılığı azaltacak vaatleri para karşılığında dahi kolay kolay vermek istemez.

Türkiye’nin F-16 projeleri üzerinden somut bir örnek vermek gerekirse.
Öncel I ve II projeleri çerçevesinde TUSAŞ (TAI) tesislerinde 1987-1999 yıllarında Türk Hava Kuvvetleri için toplam 232 adet F-16C/D (Blok 30/40/50) uçağının montaj-üretimi gerçekleştirilmiştir.

Öncel Proje I (Peace Onyx I) dahilinde ABD’den doğrudan gelen sekiz adet F-16D (Blok 30) uçağı ile birlikte 1995 yılına kadar 160 adet F-16C/D (Block 30/40) uçağı teslim edilmiştir.

Bunu takiben F-16 prodüksiyonu tüm eski planların aksine, maddi kaynak yetersizliğinden dolayı neredeyse son bulacakken, bazı (Petro-Dolar kaynaklı) Arap ülkeleri imdadımıza yetişmiştir.

Türkiye’nin ikinci Körfez Savaşı (1991) sırasında Irak’a karşı ABD ve Kuveyt yanında yer alması ve örneğin İncirlik Hava Üssü’nden Irak’ın bombalanmasına izin vermesindan dolayı (ki bu 1991 macerası yüzünden dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile Genelkurmayımızın arası açılmış ve Genelkurmay Başkanı Org. Necip Torumtay tepkisini istifa ederek dile getirmişti), Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt, Türkiye’nin astronomik boyuttaki zarlarlarını biraz olsun telafi amaçlı, ikinci paket 80 adetlik F-16C/D (Block 50) Öncel II projesine (Peace Onyx II) kaynak sağlamıştır.
Bu sayede 1996-1999 yıllarında THvK için 232 F-16 uçağı üretilmiş, 240 adet teslim edilmiştir.

TUSAŞ tesislerinde, Mısır Hava Kuvvetleri (EAF) için 1993-1995 yıllarında montaj-üretimi yapılan 46 adet F-16C/D (Blok 40) ile birlikte, Türkiye’de üretilen toplam F-16 sayısı 278’dir.

F-16 hususunda yapmış olduğumuz en büyük hata, kuşkusuz övünülmesi gereken hususlar olsa da, mevcut hadiseyi en az beş ile çarparak durumu çok fazla abartmış olmamızdır.

Burada Türk basınının askeri konulara hakim olmaması ve abartmaya yönelik haber yapma eğilimi önemli bir etken olsa da, yetkililerce yapılan bir çok açıklamalar da realiteden uzak olmuş ve beyinlerde bizim Türkiye olarak lisansla TUSAŞ tesislerinde neredeyse bağımsız olarak F-16 imal ettiğimiz olgusu yerleşmiştir.

Türkiye elbette bu sayede önemli bir tesis ve alt yapı kazanmış, bir takım tecrübeler edinmiş, istihdam sağlanmış, o güne dek G3 tüfeği/MP5 makinalı tabanca lisans üretimi ile ön plana çıkan Türkiye’nin uluslararası platformlarda prestiji artmıştır.
Hatta bu son durum caydırıcılık açısından da psikolojik fayda sağlamıştır.
Nitekim üretilen 278 uçağın üçü ‘mükemmel’, 29u ise ‘sıfır hatalı’ olarak üretilmiştir ki bu yüksek bir orandır.

Bu ‘sıfır hata’ ve ‘mükemmel uçak’ tanımlamalarına da açıklık getirecek olursak, ‚sıfır hata’, uçağın TUSAŞ’in Türk Hava Kuvvetleri’ne teslimi sırasında uçuş ve diğer kontrollerde minik de olsa tek bir hata bulunmaması, ‚mükemmel uçak’ tanımlaması ise TUSAŞ yanında (eskiden rahmetli Şener Koltuk yapardı TUSAŞ’in test uçuşlarını), Türk- ve Amerikan Hava Kuvvetleri tarafından yapılan uçuşlarda da hiç bir hata bulunmaması anlamına geliyor.

[Burada parantez içinde ’sıfır hatalı’ F-16’lar için yazı içi bir dipnot:
240 adet F-16 uçağımızdan bugüne dek 30’u kırıma uğramıştır.
Kırıma uğrayan bu 30 uçaktan ilki, ’sıfır hatalı’ uçaklardan biridir ve 7 Mayıs 1991 tarihinde kaybettiğimiz ilk F-16 uçağımız, motor arızasından dolayı Mürted Hava Üssü yakınlarında düşmüş, uçağın pilotu Krm. Binbaşi Semih Birdoğan kurtulmuştu.]

Öncel II Projesi sona erdiğinde basınımızda yerli üretim oranının % 90 olduğu dahi iddia edilmişiti.
Eğer yetkili ağızdan siz en son orta gövdenin % 90 üzeri üretiliyor deyip, kısmen kanatlar, iniş takımlarını da eklerseniz, zaten övünmek konusunda abartıya yatkın Türk medyası da bunu ya % 90 yerli diye algılar ya da bilgiyi modifiye ederek Türk halkına bunu % 90 diye lanse ettirir, nitekim yıllarca öyle olmuştur ve Türk kamuoyu bu konuda 20 küsür yıldır bir masal diyarında yaşamaktadır.

Fakat nasıl olur da yıllarca bağımsız F-16 ürettiği iddia edilen bir ülkede, aynı ülke bu projeden sonra yeni bir siparişte bulunur ve 30 adet yeni F-16 siparişi verir ama o uçaklar TUSAŞ tesislerinde değil, ABD’nin Teksas Eyaleti konuşlu F-16’nın orijinal üreticisi ’in Forth Worth tesislerinde üretilir?
Üretimi geçelim, eldeki mevcut 210 adet F-16’nın kapsamlı modernizasyon projesi (Peace Onyx III) yine ABD menşeli değil midir?

Kaynak kodları dahil, her açıdan ABD’ye bağımlı değil miyiz?

Bu F-16 örneği ile vurgulanmak istenilen husus, yerli üretim payı ve kapsamlı lisans haklarınızın olmadığı bir projenin neticesinde, en geç 15 sene içerisinde modernizasyon için üreticinin kapısını çalmak zorunda olduğumuzdur.

Ek 3

AKKA Antlaşması:

En son 19 Kasım 1999 tarihinde revize edilen Avrupa Konvasiyonel Kuvvetler Antlaşması (AKKA) kapsamında, taaarruz helikopterleri ile ilgili Türkiye’nin üst tavanına dikkat çekmekte fayda vardır.

Buna göre nedir T.S.K.’nin sahip olabileceği azami taarruz helikopter miktarı?
Üst sınır olarak 130 denmiş.
Denmiş denmesine ama benzer rakamlar Romanya ve Polonya için de söz konusudur.
Türkiye’nin buradaki avantajı, iki kıtada büyük bir coğrafyada yer alması ve güney/güneydoğu komşularımızın bu anlaşmaya resmen taraf olmamalarıdır.

Dolayısıyla AKKA anlaşması bizde Trakya dahil Marmara, Karadeniz ve Ege bölgelerinin tamamı yanında, Akdeniz ve İç Anadolu’nun tamanına yakınını kapsamaktadır.
Doğu Anadolu’nun büyük bir bölümü ve Güneydoğu Anadolu, AKKA açısından kapsam dışıdır.

Orijinal AKKA antlaşmasında Türkiye’nin kapsam dışı sınırı aynen şöyle ifade edilmiştir:

‘Türkiye Cumhuriyeti için (AKKA) uygulama alanı, Türkiye sınırının 39. enlemle kesişme noktasından, Muradiye, Patnos, Karayazı, Tekman, Kemaliye, Feke, Ceyhan, Doğankent, Gözne ve buradan denize uzanan çizginin kuzeyinde ve batısında bulunan Türkiye Cumhuriyeti topraklarını içermektedir.’

Kısacası Adana ve İskenderun da dahil olmak üzere 2. Ordumuzun sorumluluğundaki bölge, AKKA dışında yer almaktadır.

Özellikle Adana’nın da AKKA sınırları dışında yer alması, (Güney) Kıbrıs Rum kesiminin yoğun protestolarına yol açmıştı.

Demek ki 130 taarruz helikopteri rakamı Türkiye’nin yukarıda bahsedilen bölümü için geçerlidir ama biz istediğimiz kadar tankı, topu, zırhlı aracı ve taarruz helikopterini AKKA sınırları dışındaki topraklarımızda konuşlandırarak bu antlaşmayı pratikte sembolik bir hale getirebiliyoruz.
Zaten bu helikopter ve savaş uçakları haricinde, tank, zırhlı araç ve toplar için de böyledir.

Aşağıdaki 19 Kasım 1999 tarihli AKKA’ya göre, AKKA sınırları içinde azami sayıda sahip olabileceğimiz silah platformları mevcuttur:

Ana Muharebe Tankı: 2795

Zırhlı Muharebe/Personel Taşıyıcı Araç: 1993

Ağır Zırhlı Muharebe Araç: 93

Top/Obüs: 3523

Savaş uçağı: 750

Taarruz helikopteri: 130

Yukarıdaki rakamlardan da anlaşılacağı gibi, savaş uçakları ve taarruz helikopterleri hariç, tank, zırhlı araç ve top sayımız güncellik açısından kısmen demode de olsa, kantite/nicelik bakımından zaten AKKA’nin çok üzeri miktardadır.
Bu da AKKA’nın tüm Türkiye’yi kapsamamasından kaynaklanmaktadır.

AKKA Antlaşması (19 Kasım 1999):

clipboard01.jpg

(1) Bunlardan aktif görevde olması gereken azami miktar 1 525 tank, 2 175 zırhlı araç ve 1 375 top
(2) Bunlardan aktif görevde olması gereken azami miktar 754 tank, 1 223 zırhlı araç ve 629 top
(3) Bunlardan aktif görevde olması gereken azami miktar 658 tank, 1 522 zırhlı araç ve 688 top
(4) Bunlardan aktif görevde olması gereken azami miktar 1 362 tank, 1 924 zırhlı araç ve 1 319 top
(5) Bunlardan aktif görevde olması gereken azami miktar 5 575 tank ve 5 505 top. Not: AKKA’dan çekildiğini açıklayan Rusya, bu kararından henüz geri adım atmamıştır.
(6) Bunlardan aktif görevde olması gereken azami miktar 376 tank, 611 zırhlı araç ve 314 top
(7) Bunlardan aktif görevde olması gereken azami miktar 3 130 tank, 4 350 zırhlı araç ve 3 240 top

AKKA kısaltmaları:

AMT: Ana Muherebe Tankı

ZMA: Zırhlı Muharebe Aracı

ZPT: Zırhlı Personel Taşıyıcı

Özge Kılınç

DİPNOTLAR:

(1) Türkiye Cumhuriyeti tarihinin 21 seneyle en uzun görev süresiyle ilk T.C. Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzik Çakmak’tan, bu görevi halen yürütmekte olan Sayın Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’a kadar gelmiş geçmiş 25 genelkurmay başkanımızın tamamı kara kökenlidir.
Dolayısıyla bugüne dek havacı, bahriyeli ya da jandarma kökenli hiç bir kıdemli orgeneralimiz Genelkurmay Başkanlığı’na atanmamıştır.

Hatırlanacağı gibi 1973 yılında bu gelenek istisnaen bozulmak üzereydi fakat sonuçta yine bir karacı T.S.K. komutasını devraldı, dolayısıyla gelenek yine bozulmadı.
Nitekim teorik prosedüre göre dönemin en kıdemli Türk askeri, Hava Kuvvetleri Komutanı (HvKK) Org. Muhsin Batur, kendisinin Genelkurmay Başkanı olmasını beklerken, Türk askeri geleneği kıdeme karşı yeniden galip gelmiş, ve Kara Harp Okulu mezunu Org. Semih Sancar T.S.K. komutasını devralarak 6 Mart 1973 tarihinde cumhuriyet tarihimizin 15. Genelkurmay Başkanı olmuştu.

(2) Aslında bu ‘ben geliyorum’ diyen bir tehlikeydi. Bölücü örgütün başı (Sayın ve saygın olmayan) Öcalan 1979 yılında Şam’a kaçmış ve sayıları ‘üç beşten çok daha fazla bu eşkıyaların’ Suriye kontrollü Lübnan’ın Bekaa Vadisi’nde, kısmen ASALA ve Filistin Kurtuluş Örgütü (F.K.Ö.) tarafından eğitim aldıkları da az çok belliydi.

Yani orada yakında Türkiye’ye saldıracak olan bir unsur oluşuyordu ve bunun fizibilite aşaması çoktan tamamlanmış durumdaydı.
Fakat maalesef ya PKK terörünün tehlikesinin boyutu isabetli bir şekilde tespit ve teşhis edilememiş, ya da sorun küçümsenerek alınması gereken önlemler ihmal edilmiştir.
Her iki alternatifte ülkemizin bekası açısından son derece vahimdir ki sonuç olarak ta öyle olmuştur.

(3) Ayrıca, başta teklife çağrı mektubuna cevap veren Ar-Ge aşamasındaki dördüncü nesil Boeing-Sikorsky RAH-66 Commanche helikopteri, zamanlama, maliyet ve teknolojik nedenlerden dolayı bu yarıştan çekilmişti.
Zaten ABD Savunma Bakanlığı Pentagon da, daha ileride, 2004 yılında aldığı bir kararla RAH-66 projesini tamamen iptal edecekti.

(4) T-129 Özel Rapor vesilesiyle TRSavunma’dan ‘Hüseyin Akçayürek’e’ yazının edit çalışmasında bulunduğu tavsiye ve katkılardan dolayı kendisine içten teşekkürlerimi arz ederim.
Pdf formatındaki T-129 raporu için: http://www.trsavunma.com/files/TRS-T-129.pdf

(5) Halen, T-129 helikopterleri 2010’lu yılların ortasına doğru gelinceye kadar mevcudiyetini koruyan boşluğu tamamlama amaçlı, ABD ya da üçüncü bir ülke üzerinden ikinci el AH-1W Super Cobra veya Rusya üzerinden tipi saldırı helikopteri tedarik çalışmaları sürmekte ve bu aciliyetten kaynaklanan çabalar yakın zamanda sonuçlandırılmaya çalışılmaktadır.

Tamamına yakını devlet kontrolünde bulunan Rusya medyası kaynaklı haberlere göre, Türkiye ile Rusya arasında Mi-28 helikopterleri konusunda anlaşma sağlandığı ve Türkiye’nin 1 milyar dolara, 32 adet az kullanılmış Mi-28 N “Night Hunter” (Gece Avcısı) tipi helikopter alacağı iddia edilmiştir.

SSM’dan yapılan son açıklamalarsa, bir miktar ikinci el AH-1W Super Cobra kaynağı üzerinde durulduğudur.

(6) Kaldı ki bu muazzam miktar sadece Alman ordusunun ağır yük helikopterleri için geçerlidir.

Aynı Almanya 1967’den itibaren 350 adet UH-1, 1973’ten itibaren 22 adet Sea King Mk.41, 1979’dan itibaren 312 adet Bo-105M/P, 1981’den beri 26 adet Sea Lynx Mk.88/Mk.88A, 1997’den beri 3 adet AS 532U2 Cougar, 2000 yılından beri 15 adet EC 135 SHS kullanmış ve kullanmaktadır.

Buna eski Doğu Alman ordusundan (NVA) devralınan, çoğu kullanılmadan hibe veya imha edilen 200 kadar eski S.S.C.B. menşeli Mi-8, Mi-24, Mi-14, Mi-2 serisi helikopter dahil değildir.
Siparişi ve üretimi kesinleşmiş 264 adet TTH/NFH genel maksat helikopterleri ile 80 adet Tiger tipi taarruz helikopterleri hiç değildir.

Kısacası Almanya NATO’ya girdiğinden beri ordusu için toplam 1358 kalem askeri helikopter tedarik etmiştir (350 x UH-1, 112 x CH-53, 312 x Bo-105..).
Bu miktara eski Doğu Almanya’dan devraldığı ve genelde kullanmayı tercih etmediği 200 adet Mi serisi platformlar dahil değildir.
ve Tiger projeleri tamamlandığında, yukarıdaki kısmen hala kullanımda olan 1358 rakamı orta vade de 1700 rakamını aşmış olacaktır.

Özge Kılınç

oezge.kilinc@savunmasanayi.net


Bu yazıyı paylaşın: Bookmark and Share

Haber Konuları: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


33 yorum var
Yorum yaz »

  1. Genelkurmay baskanligi secimindeki elestiri bence olumlu Türkiye gibi üc tarafi denizlerle cevrili bir ülkenin Genelkurmay baskani pekala D.K.K”ndan Bir BAHRIYELI olabilir…

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 3 Thumb down 0

  2. yazınızı üşenmedim okudum..savunma konularına duyarlıyım kendi çapımda biraz bilinçliyim türkiyenin en büyük sorunu teknoloji ve yerli savunma sanayii, önemli olan bunu geliştirmek kendi ayakları üzerinde durabilmek. bu tam bağımsız bir ülke için şart. taklitçiliği bırakıp yaratıcı olmamamız ve çok çalışmamız gerekli. atak projesi bu konuda önemli bir adım ama maliyet çok yüksek umarım istediğimiz verimi alır geleçekte yapacağımız işlerde teknolojik bir tecübe kazandırır.önemli olan bu yoksa genelkurmay başkanının deniz hava kara olması önemli bir sorun değil türk halkının gerçek sorunlara odaklanamamasının örnek gösterğesi savfalarca yazıdan çıkarılan sonuç genel kurmay başkanı kim olsun…

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 2 Thumb down 1

  3. Merhaba Ozge,

    gercekci ve yapici analiz diye buna derim!
    Bu analiz “dost aci soyler” atasozumuzun en guzel orneklerinden biri adeta.

    Tebrikler!

    Bu basarili calismanin diger bolumlerini de sabirsizlikla bekliyorum!
    Kolay gelsin.

    Japonya’dan selamlar

    Cantas

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 3 Thumb down 0

  4. Gerçekten işlenen konu çepe çevre gözler önüne serilmiş.
    Bu başladığınız yazı dizisi beni çok heyecanlandırıyor.
    Ancak bir de arayı bu kadar uzatmasanız.
    Ne bileyim 2 haftada bir olsa bari….

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 3 Thumb down 0

  5. merhaba

    yazinizi okudum bir cok olumlu ve olumsuz noktaya deginmissiniz. kisaca deginmek gerekirse gecmis 10-15 yıl oncesinin cevresel tehditlerinin ortadan kalktigini dusunuyorum ayrica teknolojik donanimlarin anormal sekilde ilerleledigi ortamda her ne sebeple olursa olsun yapilacak islerin alinacak sistemlerin mutlak suretle kendi bunyemizde azami oranda yerli katki ve yerli sanayi ile yapilmasi sarttir. goreceksinizki ileri zamanlarda sadece ureticiler ayakta kalacaktir. turkiyenin attigi adimlari az oz ve emin adimlar olarak goruo takdir ile karsiliyorum.

    hava kara ve deniz kuvvetlerinin ana vurucu guclerde oynadigi oyunlar taktire sahandir. ic ufak tefek islemler corbanin tuzu biberidir. onem derecesi dusuktur.
    ozetle
    hava kuvvetleri 2014-2018 arasi
    240 adet F16 tumu block 50+ seviyesinde block 30 lar haric) (70 adet i lantirin kabiliyetli olacaktir.)
    100-140 adet F35
    48 F4 2020
    50 F4E
    donanimlar (AGM84L,AGM88,AGM154,AIM9X,AIM120C7 gibi sistemler kullanacaktir)
    ile avrupanin en buyuk ve gelismis dosta guven dusmana korku veren gucu olacaktir.
    KARA KUVVETLERİ
    altay tanki gibi 250-500 arasi tanka yerli uretimle girecek ve gelismelere surekli acik yerli yazilimla uretilecektir.
    ayrica Leo 2A4 ve 1A3 ler ve M60 sabralar ile 1500 uzerinde yeni nesil modern tank elimizde olacaktir.
    ayrica ATAK projesi 2013-2016 arasinda 50 adet T129 ile taaruz helicopteri ile rahatlayacaktir.
    ddeniz kuvvetleri
    16 firkateyn
    30 civarinda hucumbot 9 u dunya da kendi sinifinda en iyisi ,
    yapilan yeni MILGEM gemileri
    ve 8 adet Type 209 kendi sinifinda dunyadaki en iyi deniz altilar
    ayrica 6 adet yeni siparis verilen TYPE 214 2015 yilinda envantere girince deniz kuvvetleride akdenizde en buyuk caydirici kuvvet olacaktir.

    dedigim gibi adimlar dogru ve yerinde atiliyor.

    sevgi ve saygilarimla
    cemal yıldız

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 5 Thumb down 0

  6. bu yazının ikinci bolumu ne zaman cıkıcak?

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 3 Thumb down 0

  7. Değerli yorumcular,

    her ne kadar SSNet yayın danışmanı ve kurul başkanı olsam da, SSNet’teki ‘Savunma ve Strateji’ adlı özel köşemden genelde ayda bir yazıyorum ki pek yakında söz konusu yazı dizisinin ikinci bölümüne başlayacağım.

    Başka yerli ve yabancı dergi ve platformlarda da benzeri makaleleri kaleme aldığım için, yoğunluktan dolayı biraz daha sabretmenizi temenni ediyorum.
    Ayrıca SSNet’teki diğer haberlerle de Sn. Tevfik Uyar ile birlikte olmak üzere çok yakından ilgilendiğim de malumdur.

    İlginiz için çok teşekkürler.

    Saygılarımla

    Özge Kılınç

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 3 Thumb down 0

  8. Sevgili Ozge,

    daha ancak bugun okuyabildim yazini. Tek kelimeyle mukemmel olmus. Benimde dusuncelerimin senin yazdiklarina olan paralelligini zaten biliyorsun, ancak ben bu kadar guzel ifade edemezdim, ellerine saglik.
    Ikinci bolumu sabirsizlikla bekliyorum.

    Sevgiler

    A. Sinan Tuzun

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 2 Thumb down 0

  9. Merhaba,

    sıra piyade tüfeğine geldiğinde, neden o piyade tüfeklerine bir türlü basit bir “picattiny” ray ve üzerine bir “aimpoint” benzeri optik nişangah koymayı başaramadığımızı da irdeleyebilirseniz sevinirim.
    Ya da bir SVD’nin neden 7.62 x 51′e çevrilerek üretilemediği, BKS’nin aynı şekilde 7.62 x 51 çevrimi ve üretiminin yapılamadığı, 4 ayrı çeşit kalibre fişek ile çatışmaya girmenin lojistik zorlukları, MKE’nin ne iş yaptığı v.s.

    İkinci bölümü bekliyorum.

    Saygılarımla

    Erdem Çelikbilek

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 2 Thumb down 0

  10. Yazinin devamini sabirsizlik ile bekliyorum.

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 2 Thumb down 0

  11. Yazınızı büyük bir ilgiyle okudum. Sizin gibi bilinçli vatandaşlarımızın olduğunu görmek beni çok heyecanladırıyor. Yazılarınızın devamını merak ile bekliyorum. Bundan sonraki çalışmalarınızda başarılar dilerim…

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 2 Thumb down 0

  12. Sn. Özge Kılınç,

    Yazınızın devamını merakla bekliyorum. KKK ne yazık ki tank gücünde bir zafiyet söz konusu yakın tarihe kadar üçüncü nesil tankımız bile yoktu. Bence Altay tankının seri üretimine kadar geçen zamanda eğer yapılabilirse mümkün olduğunca çok miktarda ilave Leo 2A4 tankı tedarik edilmeli ve bu tanklara yönelik bir modernizasyon çalışması da yapılmalı. Leo 1 tanklarımızın modernizasyon çalışması ise sayıca arttırılmalı ve tanklara ilave zırh koruması, tanka avcı özelliği kazandıracak komutan periskopu ve en önemlisi bu tanklarda kullanılmak üzere 105mm lik tank topunda atılabilen tanksavar mühimmatı gibi ilave özellikler kazandırılmalıdır.

    Saygılarımla,

    Emre Celayir

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 2 Thumb down 0

  13. Yazınızı okumaktan büyük haz aldım.
    Öncelikle teşekkür ederim bu güzel yazı için.
    Bu tür forumlarda yaptığım bir çok yorumda sizin bahsettiğiniz hususlara değinmiştim ve değindiğim hususlarda haklı olduğumu da görmüş oldum. Bence 1. aciliyetimiz ATAK helikopter ihtiyacımız ve ne kadar üzücü ki yok denecek kadar az taarruz helikopterimiz var.
    Bu ülkeninin en az, evet en az 150 saldırı helikopterine ihtiyacı var.
    AKKA anlaşmasından dolayı azami 130 deniliyor.
    130′u geçtik 1/4 oranında dahi değiliz saldırı helikopterleri açısından.
    2.aciliyetimiz Block 50+ F-16 takviye rakamını 30dan 60lara, hatta 70lere çıkartmamız lazım.
    Çünkü İstanbul’un nüfusundan daha küçük olan Yunanistan’ın savaş uçağı sayısı nerdeyse bizim savaş uçağı sayımıza denk.
    Kaldıki Yunanistan’ın uçak çeşitliliği var ve bunun yanında Egedeki adalarında (Girit) S-300 ve Patriot füze bataryaları var.
    Bunlar olası savaşta bizim uçaklarının korkulu rüyası olur.
    Zaten adamların uçaklarıyla it dalaşıyla uğraşacağız, it dalaşından kurtulunca adamların füze ve uçaksavar bataryalarına takılırız.
    EUROFİGHTER SAVAŞ UÇAĞI veya ABD’nin Irak’tan çekilme sürecinde azami destek karşılığında veya uygun maliyete bir miktar (50 adet) F-15 alabiliriz.
    Çünkü bu uçaklar tam bir av-önleme (özellikle önleme) uçaklarıdır.
    Uçaklar 3. aciliyetimiz, 2.aciliyette belirttiğim gibi yüksek irtifa hava savunma füze sistemleri (S-400 veya Arrow-2) edinmemiz lazım.
    4.sü aslında bu doğuda bizim için çok önemli olan MRAP yani mayın korumalı zırhlı araç derhal ama derhal lazım.
    Gerçi 4.acilyeti zırhlı muharebe araçlarının modernizasyonu ve gerekli eksiklikleri gidermek de diyebiliriz.
    Asker kayıplarımız genelde hain mayın tuzaklarından oluyor.
    Bizim 1 tane bile vatan evladını kaybetme lüksümüz olamamalı.
    ALTAY tankı projemize oldukça sahip çıkmamız gerekli bu proje sekteye uğramamalı.
    5.si uzun menzilli karadan-karaya balistik füze sistemleri.
    Neyseki J serisi füze geliştirme çabalarımız oldukça olumlu adımlar.
    Gerçi diğer saydığım aciliyetlerde de kayda değer çalışmalar yapılıyor.
    Bütün bunlar çerçevesinde ülkemiz çok hassas bir noktada.
    İç ve dış düşmanlara karşı caydırıcı olmanın yolu, bu saydığım acil ihtiyaçları envanterimize dahil etmekten geçiyor.

    Yazınız için bir kez daha teşekkür ederim ve yazınızın bir bölümünde belirttiğiniz gibi ülkemizi yönetiyorum diye sadece kendi menfaatlerini düşünen politikacılarımızın acizliğinden ve milli değerlere sahip çıkmamalarından dolayı güçlü olan ordumuzun bir süper güç olması engellenmiştir.

    Zararın neresinden dönersek kardır klişesiyle beraber son dönemlerde yapılan yatırımlar için bütün mühendislerimize ve emeği geçen bütün emekçilerimize teşekkür ederim.
    İnşallah bu vatan evlatlarıyla daha müthiş işler başaracağız.

    HERKESE SAYGILAR

    Ali Dura

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 2 Thumb down 0

  14. Yazınız mukemmel, zevkle okudugumu soylemeliyim. Devamını en kısa zamanda bekliyorum. Umarım bu yazınızı TSK daki yuksek rutbeli subaylarda okumuşlardır. Eskilerin yapamadıgını kendileri yapar ve geleceği dusunurler İNŞALLAH !

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 2 Thumb down 0

  15. Yazınızı bir solukta ara vermeden okudum. Çok güzel analizler yapmışsınız.

    Atak projesi, Altay tankı, Milgem, Fırtına, Panter bizi heyecanlandıran projeler bu projlerde tamanlanma süresinin uzunluğunu anlayabiliyoruz gerçekten karmaşık sistemler ancak modern milli piyade tüfeği gibi projelerin bir an önce tamamlanmasını umut ediyoruz, özellikle benim gibi askerde HK 33 E kullanmış bütün insanlarında aynı beklenti içinde olduğunu düşünüyorum, sonuç itibariyle kötüysede biz yapalım yerli olsun ama yapabiliyoruz diyelim.

    Bu arada tiha çalışmalarımızı da konu edinmenizi sabırsızlıkla bekliyoruz, semalarımızda silahlı ihalar görmek isterken, hala Tiha A yı operasyonel anlamda göremedik, Heron kazığını da unutmadık.

    Saygılar…!

    Y.F.

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 2 Thumb down 0

  16. Yazinin ikinci bölümü ne zaman yayinlanacak acaba?

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 2 Thumb down 0

  17. Çalışmayı keyifle okudum. Öncelikle teşekkürler.
    Kuşkusuz bir makale değil. Ancak bir çalışmanın üzerinde 1 yazıyorsa bu devamının da olduğu anlamına gelir.
    Ancak, devamı henüz yayınlanmadığından, ilk yazı da değerinden çok şey kaybediyor.

    Çalışma makale düzeyinde olmadığına göre, devamı da baştan var demektir. Zaten baştan devamını görmeyen bir editör de yayınlanmasına izin vermez.

    Sonuç olarak, yarım bir çalışma, hem siteye, hem yazara hem de okuyucuya zarar vermektedir.

    selamlar.

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 2 Thumb down 0

  18. Yazınız gerçekten süper olmuş, tebrikler. Türkiye savunma sanayii alanında gerçekten sıçrama yapmıştır,bunu istatistiklerden kolayca anlayabiliriz, bunu yaparken hatalarımız da olmuştur ve olmaya da devam edecektir.Önemli olan hataları sizin yaptığınız gibi ortaya çıkarmak ,ders almak, ve azaltmaya yönelik tedbirler almaktır.Savunma stratejileri oldukça karışık süreçleri içerir,ihtiyaçların tesbiti,tedariki,üretimi,kullanımı ve bunların aktığı zaman dilimi,hepsi devasa ölçekte meselelerdir,birde değişen tehdit unsurları sonsuz bir sarkaç gibi sallanıp durur. Sonuç olarak Türkiye artık ciddiye alınması gereken bir ülkedir, eğer geçmişte olduğu gibi kendine yakışan kalitede devlet adamlarını çıkarırsa,hak ettiğini fazlasıyla alacaktır..saygılarımla

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 2 Thumb down 0

  19. Türkiyede Savunma sanayı hiçbir şekilde milli değildir, ve Alımlar kontrol edilemez denetlenemez. siz Yazarlarda bu derin yapılanmaları bilir,ona göre yazarsınız,suya sabuna dokunmadan,Şunu bilmenizi istiyorumki, Türk milleti sizin çooook ilerilerinizdedir ve Köşe sahibi olmak için kimseden icazet almazlar.Çünkü bütün köşeler Türk milletinindir.
    Biz Yahudisiz Milli bir savuma sanayiinden bahsediyoruz. Yorumlarda bile korkak ve ikiyüzlü davranıyorsunuz,neden Ülkenin bütün kaynakların Yahudi şirketlerine akıtıldığından bahsetmiyorsunuz!!?!?neden Ülkemizde yapılabilecek basit bir tank modernizasyonunu bile İsraile neden yaptırıldığından bahsetmiyorsunuz.

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 3 Thumb down 1

  20. Yazınızı dikkatle okudum, devamını ilgiyle bekliyorum.
    Teşekkür ederim.

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 2 Thumb down 0

  21. Yazının devamını bekliyoruz ama sanırım gelmeyecek..
    =/

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 2 Thumb down 0

  22. Yazınızın devamını bir an önce okumak istiyoruz!!!

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 2 Thumb down 0

  23. Sayın Özge Bey,yazınızı beğenmekle beraber ilk 40-50 satırı gereksiz oyalama cümlelerinden oluşuyor.
    Sanırım 1980-90 yıllarındaki Super Cobra gibi alımlar için dönemin yöneticilerine haksızlık etmişsiniz.gerçekten iyi hatırlayın o zamanlar döviz rezervlerimizin pek de parlak olmadığını ayrıca ekonomimizin de çok da iyi olmadığını…Rahmetli Özal’ın vizyonuna ve ileri görüşlülüğüne borçluyuz biraz da bu günlerimizi.
    Neyse ki orduda ileri görüşlü ve modernizasyonda davamlılığa önem veren kuvvet komutanlarımız sayesinde silaihlı kuvvetlerimizin oldukça iyi durumda olduğunu düşünüyorum…
    Altay tankı,atak helikopteri,ağır ve genel maksat helikopterleri ve F-35 lerle ileriki on yılda TSK’nın konumunu daha da yükselteceğini düşünüyorum..

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 2 Thumb down 1

  24. BÜTÜN BU PROJELER MAALESEF MODALARI GEÇTİKTEN SONRA GÜNCELLNEBİLMEKTEDİR.ÖRNEĞİN TANK PROJESİ2014-1016 YILLARINDA ÜRETYİME GEÇECEKTİR..FAKAT O ZAMANA KADAR BİZİM ÜRETTİĞİMİZ TANKLARDAK, ÖELLİKLER ARTIK MODASINI KAYBETMİŞ OLCAKTIR..HELİKOPTER PROJESİDE AYNI…ANCAK ARTIK KULLANIMDAN KALKTIKTAN SONRA BİZDE MODERN HALE GELECEKTİR VE SON DERECEYETERSİZ SAYIDA ÜRETİLECEKTİR.MİLLİ PYADE TÜFEĞİNE GELİNCE..ÖNÜMÜZDEKİ 3 YIL İÇİNDE 50 ADET ÜRETİLECEK SONTAKİ YILLARDA TOPLAM 200 ADET ÜETİLECEK..ANLIYAMIYOUM 200 ADET PİYAE TÜFEĞİ 500.000 KİŞİLİK ORDUDA NASIL OLUYORDA G- 3 PİYADE TÜFEĞİNİN YERİNİ ALACAK?..TABİKİ BİR ALDATMACADIR DÖNÜYOR..İRAN UN MENZİLLİ TANK SVAR FÜZESİNİ YAPTI..5 YILDAN FAZLADIR BİZ HALA UMTAŞ PROJESİ ÇALIŞIYORUZ..NELER DÖNÜYOR ANLAMIYORUM:(

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 2 Thumb down 0

  25. Çok yararlı ve iyi ele alınmış onca senedir bu konularla ilgili olduğum halde..elimzde 10 adetten az AH 1W olması kadar ,Allah rahmet etsin muhsin yazıcıoglunu arama çalışmalrına katılan ÖKK ait Helikopterin kırımdan sonra ingilzilerden yardım alınarak kurtarılaması şok etti beni.. .. balyoz harekatını planmasını yapan kurmayların şehit ediliside çok tuhafıam gitti açıkcası.. ülkede neler. olmuş bizlerin haberi yok..

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 2 Thumb down 0

  26. Selcuk beyin yazdiklarina aynen katiliyorum.
    Tayyip Erdogan Koç şirketini zengin etmek için elinden ne geldiyse yapmıstır.
    Altay ve Mehmetcik 1 tam bir fiyaskodur ve komedidir.
    70 milyonluk koca ülkenin tank filosunu cogunlugunu hala 1960 lardan kalma M48 ve M60lar olusturmaktadir.
    Yunanistan bile M60ları emekli etti, M48leri de elinden cıkartıyor. Ordusunda Äeo2a6gibi tank efendisi var (allahtan az sayıda), Rum ordusunda ise T-80lerle gelistirmistir, 41 adet son teknoloji devi T-90 tankı siparis etmislerdir.
    Bu millete hainlikten baska birsey degildir.
    Medya kafadan darbe uydurulacağına ordumuz nasil gelisir onu kaleme alsın ama nerde öyle medya…

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 3 Thumb down 1

  27. Cok doğruca eleştirdiğimiz Yunanistanın 32 adet son model ve gelişmiş AH-64 Apache taarruz helikopteri vardır. Bizim 7 adet süper kobramız koca ülkeye nasıl olurda yeter akıllara durgunluk verir.
    Sanırım Yunan ordusu pkk’la savasıyor ya da bu Yunan baska savaslar peşinde. Bir başka deyişle ise biz eli kanlı pkkyla bu imkanlarla savasıyoruz.
    Ordumuzu bu hallere getirenler utansın.
    Yakında Aselsan da, Roketsan da özelleştirilirse şaşırmayın.

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 3 Thumb down 0

  28. selçuk bey demiş ki tüm bu projeler modası geçtikten sonra ortaya çıkıyor diye. soruyorum 2016 laser silahı mı bulunacakta tanklar eskiyecek. eğer o mantıkla bakarsak hiç bir şey üretmememiz gerekiyor nede olsa modası geçecek diye(leopard 2 ler 80li yıllarda geliştirilmiştirler). başka bir arkadas ise iran uzun menzilli tanksavar füze üretmiş biz hala umtasla uğraşıyoruz demiş. iran artık hobi haline getirdi silah çıkarmayı her hafta bir uçak(ne tesadüftür hepsi f5 e çok benziyor) bir roket çıkarıyorlar.

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 2 Thumb down 0

  29. “Söz konusu zırhın merdalenemiş klasik veya sert homojen çelik (RHA veya HHA) ya da ‘chobham’ gibi heterojen çelik olmadığı atlanmış, alüminyum-magenzyum (5083 ve 5086/H32) alaşımlı M113 zırhının 1950’li yıllarda cephe hattında şarapnel ve bazı açılardan piyade tüfeği tehlikesine karşı geliştirildiği göz ardı edilmiştir.

    Nitekim klasik M113 ZPT’sının zırhını her cepheden 14.5mm çaplı silahlarla, hatta bazı cephelerden de G3 ya da AK47 ile kolayca ‘kevgire’ çevirmek herhangi bir sorun teşkil etmemektedir.”

    Sayın yazar,yerden göğe kara haklısınız..da
    bu askeriye-savunma-silah konularında
    basınımızda köşesinde yada haberlerinde yer verenler bu iş ne kadar biliyorlar’ki..??
    bilhassa askeri haberler-savunma -silahların özellikleri konusunda BİLGİ SAHİBİ olmadan haber yapan gazeteci sıfatını kendinde görenler, bu tür haberleri yayınladıkca..
    herkesi üzmekte..
    türk milletiyiz’ya..
    herkes her işi rahatlıkla yapar-yazar-çizer-söyler..
    yani ne iş olsa yaparız. edebiyatı..

    yazınızda çok bilgilendirici konulara değinmektesiniz..! sizi kutluyorum..

    ah birde SAPLA SAMANI AYIRT ETMEYİ ..yapabilsek..

    işlerinizde başarılar dilerim…

    selamlar..sevgiler..saygılar..

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 2 Thumb down 0

  30. Sn. Selçuk Afacan
    Sn. Fatih

    Bu söylediklerinize pek katılamıyorum. Şu anda 3. nesil olarak geçerli olan son model ana muharebe tankları yaklaşık 20 yıldır geliştirilmemektedir. 4. nesil tanklarsa konsept aşamasından öteye gidemediler. Soruyorum, 2014 yılına kadar tank teknolojileri ne kadar gelişecek de Altay modasını kaybedecek? Belki Altay T1A1 Leo2A6 kadar iyi olamayacaktır ama tamamen Türkiye`ye mahsus, istediği kadar üretebileceği ve geliştirebileceği bir tank ortaya çıkacaktır. Üstelik Türkiye bu kabiliyete 1. ve 2. nesil tankların geliştirme/üretim aşamalarını geçmeden ulaşacaktır. Bundan daha önemlisi makina ve elektronik sanayii aşama kaydedecektir. Yenilenmesi gereken 3000 – 4000 tankı ithalle sağlamak enayiliktir.

    Çok moda ve tembellerin çok tuttuğu bir deyim “Bisikleti yeniden icat etmeyelim”. Yunanistan bu deyimi harfi harfine uygulayan, hiçbir şey üretmeyen, üretmeden bol keseden tüketen ender Avrupa ülkelerindendi. Şimdi halini görüyorsunuz. Yunanistan bundan sonra uzun süre silah satın alamayacaktır. Tekrar silahlanmaya başlarsa hali daha da perişan olacaktır, emin olabilirsiniz.

    Helikopter projesinde yanlış bilgilere sahipsiniz. T-129 şu anda prototip üretimi aşamasındadır ama kompozit gövdeli, yüksek manevra kabiliyetli, ağır silahlı, öz savunma sistemlerine sahip modern bir helikopterdir. T-129`un gövde, pal ve transmisyonu A-129 helikopterinden alınmıştır kalan tüm parçaları, motor dahil, A129 helikopterinden daha moderndir. Daha ne istiyoruz, jet motorlu, lazer silahlı, görünmez gövdeli helikopter henüz çıkmadı.

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 3 Thumb down 0

  31. Gelelim tüfek konusuna…

    Bir ülke yeni bir tüfek geliştirdiğinde onu uzun süre tecrübe eder. Tüfeği her türlü şartlarda dener. Silahın ömrünü, çalışma şartlarını, ekstrem durumlarda performansını ölçer, daha sonra seri üretime geçer. Seri üretime geçtiğinde de düşük miktarlarda üretir. Pilot birliklerde test eder, üretim veri paketinde gerekli güncellemeleri yapar, tekrar üretir. Bu şekil en az 3-4 evre geçer. Bir tüfeğin üret-dene-üret fazı en az 5-6 yıl sürer.

    Forumlarda Mehmetcik-1 tüfeğinin HK kopyası olduğu tartışılıyor ama lisans olsa dahi Türkiye şartlarına uyarlandığı belli, orjinal HK silahının duruşu bu şekil değil. Uyarlanmış bir tüfeği daha tecrübe etmeden 500,000 adet üretip tüm ülke sathında birliklere dağıtıp, G3`leri toplamamızı mı öneriyorsunuz?

    Gelelim İran konusuna…

    Basında İranla ilgili çıkan haberler İranın uzun süredir uygulamakta olduğu psikolojik harbin sonucudur. Medya savunma konularında bilgisiz oldugundan bu tür haberleri hemen verir. İran bu işleri çok iyi beceriyor. Biraz internette Rusya savunma kaynaklarına göz atarsanız, Rus uzmanlar İranlı askeri yetkililerin açıklamalarını gülünç ve espiri olarak tanımlamaktalar.

    Geçenlerde internette denizden çıkan savaş uçağının video montaj olduğuna İranlı arkadaşımı ikna edemedim. Denizden çıkan uçağın İran yapımı olduğunu ısrarla savunuyor, üstelik buna kendisi de inanıyordu.

    Şimdi de süper bir silah geliştirdiklerini çok yakında açıklayacaklarını söylüyorlar. Araba benzinini bile kendisi üretemeyen, F-5 uçağının kanatlarında değişiklik yaparak yeni uçak geliştidirdiklerini söyleyen İran değilmi? Bir ülke bir senede kaç adet yeni silah geliştirilebilir? ABD bile en son potansiyel silahını iki sene önce denemeye başladı daha iki senedir testleri bitiremedi. Kuzey Kore`den kopya orta menzilli füzelerin CEP oranı 2%, yani 2000 km için 40 km.

    Saygılar.

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 2 Thumb down 1

  32. Yazılarınızı ilgi ile okuyorum ancak T.C. elinde bulunan tanklar şu andaki çağın çok gerisinde hele tanksavar silahları içler acısı.A.B.D.nin envanter dışı silahlarının çoğunu almaktayız.ben 21 yıldır paralı askerim.dünya orduları teknolojileri ile kıyaslayınca teknolojik bakımdan çok geride olduğumuzu gördüm.örneğin yeni patenti türk denilen silahın aslında H&K malı olduğu bilinmektedir.insansız hava araçları genelde iran-ırak savaşında kullanılmıştır.ileri gözetleme görevi gören bu cihazlar,gerilla savaşında at unut güdüsüz füze sistemleri ile desteklenmedikçe fazla bir işe yaramaz.muavenet muhribini hatırlayalım,ne olmuştu güdümlü bir füze ile vuruldu.sonuç enterne edildi,f-4 ler çift motorlu hantal uçak,f-16 av bombardıman uçağı,neden T.C.halı bombardımanı yapan uçağı yok,(B-52)benzeri. uçakları.ben 14 yıl iş3 yaramaz g-3 lerle terörle mücadlelerde bulundum.hantal yapı hareket kabiliyeti olmayan birimler.Beeni mazur görün ancak bunlar acı gerçekler.bir türk olmaktan gurur duyuyorum ancak Türkiye büyük bir güç akılcı stratejilerle hareket etmeyen bir güç.

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 4 Thumb down 0

  33. Evet, yakın geçmişi özetleyen güzel bir makale olmuş.

    Terör silahla çözülemez diyenler, silahtan kasıt g3 ise doğrudur ama sadece bu saldırı helikopterlerinden ah-1w 50-60 tane daha olsaydı, görürdünüz silah ile terörün çözülüp çözülemeyeceğini.

    peki ne yapmak lazım??

    iyice düşünüp öyle oy vermek lazım 12 haziran seçimlerinde; eğer akp oyları düşerse yada koalisyon gibi bir saçmalığa giderse hükümet; yine eski günlere döneriz..
    bunu yazdığım için kızacak çok kişi vardır ama mantıklı düşünüp son 10 yılı değerlendirirseniz aynı kapıya çıkarsınız.

    Bu yoruma katılıyor musunuz? Thumb up 4 Thumb down 0

Yorum yaz